14 Takipçi | 23 Takip
Kategorilerim

Sevdiğim Fotoğraflar

Gitmek İstediğim Yerler

Benim Tarzım

Okumak İstediklerim

İzlediklerim

Gezdiğim Yerler

Evim İçin

Şiir

Eğitim

Mizah

Sinema-Tv

Yaşam

Edebiyat Ödülleri

Diğer İçeriklerim (90)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (14)
16 03 2009

Sarsıntılı Bir İmge

Sarsıntılı bir imgeDoğan Kitap, Can Yücel’in şiir kitaplarını basmaya devam ediyor. En son, ''Gökyokuş / Kuzgunun Yavrusu''nun yeni basımı çıktı. Bu yılki Can Şenliği yapılamadı ama Can Yücel üstüne söylenecek sözler, yapılacak çözümlemeler tükenmekten çok uzak.NECMİYE ALPAY nealpay@yahoo.com CAN Yücel’i anlatan sıfatların en başında ''baba'' sıfatı geliyor. Sevenleri arasındaki lakabı, ''Can Baba''. Kişiliğiyle sınırlı bir adlandırma değil bu; bir şiir bütünü anlamındaki Can Yücel’le de bağlantılı. Her şiir bütününün yarattığı bir imge olur zihnimizde; Can Yücel’inki, sarsıntılı bir imge. Sarsıntılı olması için ''baba''lığı bir başına yetebilirdi. Ama bundan öte, taşıdığı birbirine neredeyse taban tabana zıt özellikler sarsıntıya katkıda bulunuyor: Can Yücel şiiri, hepsi de güçlü bağlantılar olmak üzere, bir yanıyla Anglosakson edebiyatına (e. e. cummings, Dylan Thomas, ''beat generation''), bir yanıyla büyük özgürlükçü Şair Eşref’in ve Neyzen Tevfik’in devamcılığı katına, bir yanıyla Nâzım’ın devamcılığı katına, bir yanıyla Orhan Velivari Garipçiler arasına* yerleştirilebilir; tam olarak bunların hiçbirine dönüşmeksizin. Baba imgesi, bu yönlerin tümünü bir arada tutuyor.''Baba'' kavramına ait çağrışımlardan bazıları elbette bu şiir bütününün dışında ve karşısında; örneğin, mafya çağrışımı. Bu anlamda yalnız ve çıkarsız bir babayla karşı karşıyayız. İmge, zaman zaman dendiği gibi biraz ''baba adam'' belki, sertliğini her zaman göstermeyen. Otoriter değil, otorite: Mesafe alışıyla ve şiir kişisi olarak zayıflıklarını ortaya dökerken bile sarsılmayan, kendinden emin tonuyla, otorite.Mesafe alışının belli başlı iki yordamı v... Devamı

15 02 2009

Arşiv 2007 AlsahBlog/Seçki

AlsahBlog/Seçki13/9/2007: İşte yeni Anayasa taslağı 13/9/2007: Yaşar Kemal 'doğa' için yazdı • Yaşar Kemel İle "Edebiyat ve Politika"Üzerine Söyleşi / Abdi İPEKÇİ • Söz büyüğün sus küçüğün / 2• Krizler tek parti döneminde oluyor• Sosyal güvenlikte yeni dönem• Rutkay Aziz hayal ettiğim gibi kibar ve düşünceli! • TRT Yeni Dizileri Ekrana Getirmeye Hazırlanıyor• ÖKÜZ ARABASI / ÖYKÜ / Fikri UZUN‏• Güvercinim Uyur mu? / Rıfat Ilgaz• Nazım Hikmet • Avrupalılar laiklik olmadan demokrasi olmayacağını bilmez mi? / Melih Aşık Açık Pencere• Şeriat ülkesinde kadın olmak!• "Hatırla Sevgili 'Tarafsız' Olmak Zorunda"• AHMET OKTAY’A SORULAR / Kadir İNCESU• Orhan Pamuk'un "Kar" romanı gerçek mi oluyor?• İşte yeni Anayasa taslağı • Yaşar Kemal 'doğa' için yazdı • Oy kullanacağınız yeri internetten öğrenin• Sandığa Gidin / Rıza Zelyut• Erdoğan'ın Psiko-biyografisi• BİR KEZ DAHA LANETLENDİ • Cumhuriyetimizin kurucu ilkeleri kutuplaşmayı çözer - 1 • Baykal: 'Milli Takım Gibiyiz' • "Türk Sineması"nda Üç Kadın, Üç Ödül • Öğrencilerine, Okumayı-Yazmayı Sevdirmeye Çabalayan Genç Öğretmene Notlar/ Bilgin ADALI• Erdoğan argoda tavan yaptı: "Artistlik yapma lan"• Arşiv21/7/2007: Oy kullanacağınız yeri internetten öğrenin21/7/2007: Sandığa Gidin / Rıza Zelyut16/7/2007: Erdoğan'ın Psiko-biyografisi2/7/2007: BİR KEZ DAHA LANETLENDİ • Yaşar Kemel İle "Edebiyat ve Politika"Üzerine Söyleşi / Abdi İPEKÇİ • Söz büyüğün sus küçüğün / 2• Krizler tek parti döneminde oluyor• Sosyal güvenlikte yeni dönem• Rutkay Aziz hayal ettiğim gibi kibar ... Devamı

30 10 2008

Yaşar Kemel İle "Edebiyat ve Politika"Üzerine Söyleşi / Abdi İPE

Edebiyat ve Politika 19.04.1971 [Milliyet gazetesi Genel Yayın Müdürü Sayın Abdi İpekçi’nin “Her Hafta Bir Sohbet” köşesinde yer alan konuşma]İPEKÇİ — Yaşar, bugüne kadar edebiyatta ne yapmak istedin, bundan sonra ne yapmak istiyorsun?YAŞAR KEMAL — Ta çocukluğumdan bu yana, kendimi bildim bileli, okur-yazar değilken bile şiir söylerdim. Sonra folklor çalışmaları yaptım. Röportajlar yazdım. Hikayeler, romanlar yazdım. Çalışma tarzım gösteriyor ki, halktan yana, halkla birlikte işini gören bir sanatçıyım. Benim kişiliğimi ve sanatımı halktan ayırmak mümkün değil. Yirmi yedi yaşıma kadar halk içinde, halkla birlikte çalıştım. Yani bir kol emekçisiydim. 1951’de İstanbula geldiğimde, elimde bir kitaplık hikaye vardı. Örneğin, benim dünyaya çıkmış ilk eserim İnce Memed değildir, “Bebek” hikayesidir. Önce Fransızcaya çevrildi, sonra İngilizceye, İtalyancaya, Rusçaya, Romenceye, birçok dillere. Son yirmi yılın dünyada çıkmış birçok hikaye antolojisinde “Bebek” hikayesini de buluruz. 17-18 yaşlarımda bende sol düşünce belirmeye başlamıştı. Sanatım onunla tay gitti, yani paralel. Ben iki şeye inanırım. İki şeyin sonsuz gücüne, sonsuz yaratıcılığına, sonsuz değişimine; halk ve doğa. Sanatımı halkımla birlikte, onun büyük yaratıcılığı ile birlik olarak, onun için yaparım. Politikam da sanatımdan ayrılmaz. Halka kim zulmediyorsa, etmişse, halkı kim eziyor, ezmişse, onu kim sömürmüş, sömürüyorsa, feodalite mi, burjuvazi mi... Halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa ben sanatımla ve bütün hayatımla onun karşısındayım. Benim sanatım, içinden çıktığım sınıfın yani proletaryanın çıkarlarının emrindedir. Ben etle kemik nasıl biribirinde... Devamı

28 10 2008

Söz büyüğün sus küçüğün / 2

Söz büyüğün sus küçüğün / 2İçimizdeki polis Çocuk ve gençlik yazını, yazın ve eğitimi buluşturma kaygısında olduğu için, yetişkinler için yazılan yazının her zaman gerisinde gitti. Bu açıdan da toplumsal cinsiyet sorununun kitaplarda daha yeni yeni gündeme gelmesine pek şaşırmamak gerekir. Şu da gerçek ki, yazarlar kendi içlerindeki gizli polisten kurtuldukları anda bu alanda daha verimli ürünler vereceklerdir. Zehra İpşiroğlu Tutuculuk genç kuşakta artarken, çocuk ve gençlere yönelik kitaplarda ise cinsiyet ayrımcılığı destekleniyor.İçimizdeki polis Çocuk ve gençlik yazını, yazın ve eğitimi buluşturma kaygısında olduğu için, yetişkinler için yazılan yazının her zaman gerisinde gitti. Bu açıdan da toplumsal cinsiyet sorununun kitaplarda daha yeni yeni gündeme gelmesine pek şaşırmamak gerekir. Şu da gerçek ki, yazarlar kendi içlerindeki gizli polisten kurtuldukları anda bu alanda daha verimli ürünler vereceklerdir. Günümüz çocuklarına ille bir şeyler dayatmamız ve öğretmemiz gerekmiyor. Önemli olan kadın-erkek eşitliğinin geçerli olduğu, kadının hiçbir biçimde ikinci plana itilmemesi gerektiği, çağdaş bir anlayışın ışığında onlara kendi yollarını bulmaları ve yeteneklerini keşfetmeleri için destek olabilmek.Kadının toplumdaki yeri ve konumunun sorgulanması, cinsiyet ayırımcılığına karşı çıkılması yıllardır roman ve öykülerimizin ağırlık noktasını oluştururken, çocuklara ve gençlere yönelik yayınlarda genellikle bu konu ya göz ardı ediliyor ya da bilinçli bir biçimde ayırımcılığı savunan bir söylem benimsetilmeye çalışılıyor. Okullarda okutulan ders kitaplarında buna sayısız örnek bulabiliriz.(1)Milli Eğitim Bakan... Devamı

02 10 2008

Krizler tek parti döneminde oluyor

Krizler tek parti döneminde oluyorSiyaset Bilimci M. Ayhan Kara: Barış DOSTER -Muzaffer Ayhan Kara ulusalcı, Atatürkçü kesimlerin yakından tanıdığı bir isim. Siyaset bilimi alanında lisans ve yüksek lisans yaptıktan sonra, bir yandan özel sektörde yöneticilik yapmış, bir yandan da Türk siyasal yaşamı, Türk dış politikası, yakın dönem Türk siyaseti hakkında yazılar, kitaplar kaleme almış. 1983 yılından bu yana çeşitli gazete ve dergilerde makaleleri çıkan Kara'nın ilk kitabı olan "Yeni Tip Müdahale ve Ordunun Restorasyon İstemi" adını taşıyor ve asker- siyaset ilişkilerini inceliyor. Kara'nın ikinci baskısı Cumhuriyet Kitapları'ndan çıkan son kitabı "Yön'ün Devrimi, Devrim'in Yönü" ise Devrim gazetesini ele alıyor. Kara ile Türk siyasal yaşamının son 35 yılını ve günümüzü, Türkiye için çözüm önerilerini konuştuk. Doğan Avcıoğlu'nun yönetiminde çıkan haftalık Devrim gazetesini biraz anlatır mısınız?Devrim gazetesi 1969 yılı Ekim ayı ile 1971 yılı Nisan ayı arasında toplam 79 sayı çıkmış haftalık bir gazete. Ben bu çalışmayı yaparken Talat Turhan'ın arşivinden yararlandım. Devrim gazetesi dönemin çok etkin yayınlarından biri olarak öne çıkıyor. Seçkin Kemalist aydınlarının yazdığı, okuduğu, incelediği, izlediği önemli bir haftalık gazete ve Kemalist çıkışın sözcüsü konumunda. Başında Doğan Avcıoğlu var. İlhan Selçuk sürekli olmasa da dergiye yazan aydınlarımız arasında. Uğur Mumcu ilk yazılarını bu gazeteye yazmış. Çetin Altan, İlhami Soysal gibi isimler Devrim'de yazmışlar. Günümüzde de ulusalcı çizgide faaliyet yürüten çok sayıda demokratik kitle örgütü, bu çizgide yayın yapan pek çok dergi söz konusu. Ama bunların ne toplam satış... Devamı

28 09 2008

Sosyal güvenlikte yeni dönem

Sosyal güvenlikte yeni dönemSosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 1 Ekim'de yürürlüğe girecek maddeleri ile sosyal güvenlik alanında yeni bir dönem başlayacak. Yeni düzenlemelerin uygulamasına açıklık getiren 15 tebliği Resmi Gazete'de yayımlandı.ANKA - AA Ankara- Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), Ekim başında yürürlüğe girecek ikinci aşama sosyal güvenlik reformu düzenlemelerinin uygulamasına açıklık getirdi. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun ilişkin hükümleri Ekim ayı başı itibariyle yürürlüğe giriyor. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun söz konusu hükümlerin uygulama esaslarına açıklık getiren 15 tebliği de bugünkü Resmi Gazete’de yayımlandı.5510 Sayılı Kanunun 100. Maddesinin Uygulanması Hakkında Tebliğ, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 100. maddesi gereğince, Kurum tarafından kişilerin sosyal güvenliklerinin sağlanması, 6183 sayılı Kanuna göre Kurum alacaklarının takip ve tahsili ve 5510 sayılı Kanunla Kuruma verilen görevlerin yerine getirilmesi ile sınırlı olmak kaydıyla bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, gerçek ve tüzel kişiler, kamu kurumları, kanunla kurulmuş kurum ve kuruluşlardan bilgi ve belge isteme yetkisinin usul ve esaslarını düzenliyor. Tebliğ, bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, gerçek ve tüzel kişiler, kamu kurumları, kanunla kurulmuş kurum ve kuruluşları kapsıyor.Bilgi ve belgelerin istenmesi, Kurum tarafından kişilerin sosyal güvenliklerinin sağlanması, 6183 sayılı Amme Alacakları Kanunu'na göre Kurum alacaklarının takip ve tahsili ile 5510 sayılı Kanunla Kuruma verilen görevlerin yerine getirilmesiyle sınırlı olacak.Tebliğe göre, sigortalının veya işverenin talebi üzerine, Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurulların... Devamı

12 09 2008

Rutkay Aziz hayal ettiğim gibi kibar ve düşünceli!

Rutkay Aziz hayal ettiğim gibi kibar ve düşünceli! Shakespeare ve Moliere'i dünyada bırakmam! Tüm Türkiye beni tanımak zorunda değil! Ben de zorluk yaşamış bir gurbet kuşuyum Rutkay Aziz hayal ettiğim gibi kibar ve düşünceli!BÜLENT İPEKMiraç Eronat, atv'nin yeni dizisi 'Gurbet Kuşları'nda başrol oynuyor. Dizide, idolü olarak nitelendirdiği Rutkay Aziz'in eşini canlandıran tiyatrocu, tanıdıktan sonra usta aktöre yeniden hayran olduğunu dile getiriyor: O, çok kaliteli ve düşünceli biri. Tıpkı hayal ettiğim gibi!..Geçtiğimiz sezon, 'Kurban' adlı oyundaki rolüyle 'İsmet Küntay En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü alan Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı Miraç Eronat, atv'nin yeni dizisi 'Gurbet Kuşları'nda başrol oynuyor. Dizide, her zaman hayran olduğu usta oyuncu Rutkay Aziz'in eşini canlandıran Eronat, dizinin Orhan Kemal'in kaleminden dökülen hikayesiyle çok ses getireceğinden emin olduğunu söylüyor. Güzel oyuncunun tek sıkıntısı; iş trafiği yüzünden yaşadığı kent olan Ankara ile İstanbul arasında mekik dokuması...EVRENSEL BİR HİKAYE!* Geçen sezon yayınlanan 'Sessiz Gemiler'den sonra, bu sezon da Gurbet Kuşları' ile yine atv'desiniz. Bu dizinin konusu nedir? Bu, benim için çok önemli bir proje. Orhan Kemal isminin altında bir projede olmak ve değerli bir oyuncu kadrosuyla çalışmak, her oyuncu gibi benim de çok isteyebileceğim bir şeydi. Gerçekten çok isteyerek bu işin içinde oldum. Başımızda, Yusuf Kurçenli gibi sinemanın çok değerli bir yönetmeni var. Tüm taşlar yerine oturmuş durumda. Son derece sürükleyici bir öykü. İnsanın içini acıtan ama bir yanıyla da umut dolu bir öykü var bu dizide. Türkiye'nin her yanına yayılmış sevgisizlik problemini, dolaylı yoldan anlatacağız. Bu dizide, se... Devamı

12 09 2008

TRT Yeni Dizileri Ekrana Getirmeye Hazırlanıyor

TRT Yeni Dizileri Ekrana Getirmeye HazırlanıyorTarih: 2003-12-15 Puan ver TRT, önümüzdeki haftalarda üç yeni yerli diziyi izleyicisiyle buluşturacak. Ekranlara getirdiği gerilim filmi "Frekans", Francis Ford Coppola imzalı "The Godfather", Tom Hanks'in başrolünü oynadığı, "Er Ryan'ı Kurtarmak" ve Polonya tarihinin acılı dönemine farklı bir bakış getiren "Piyanist" gibi pahalı filmlerle izleyicilerden olumlu not alan TRT, kaliteli ve pahalı filmlerin yayınına ara vererek dizilere yöneldi. Kanal, daha önce "Abdülhamit Düşerken", "Havada Bulut" ve "Esir Şehrin İnsanları"ndan sonra edebiyat uyarlamaları projesinin son halkası olarak bilinen Aziz Nesin hikâyelerini izleyiciye sunuyor. TRT 1'de Aziz Nesin hikayelerinin yanı sıra "Kasabanın İncisi" ve "Çınaraltı" adlı iki yeni dizi daha önümüzdeki hafta ekrana gelecek.Aziz Nesin'in birçok mizahi öyküsünden, ilk aşamada beş tanesi, 3 ayrı yönetmen; Fide Motan, Tarık Alpagut ve Tülay Eratalay tarafından çekiliyor. Çekimleri İstanbul'da yapılan "Peki Olur Şekerim", "Damatlık Şapka","Fişgittin Bey", "Taşı Sıksam Suyunu Çıkarırım" ve "Deliyle Geçen Gece" adlı öykülerin yapımcıları ise Mustafa Şen ve Sinan Yaka.TRT'de yeni başlayacak dizilerden "Kasabanın İncisi"nde konu şöyle gelişiyor: 12 yıl önce kasabadan ayrılan ve Amerika'ya yerleşen İnci'nin, yanında 9 yaşındaki oğlu ve oğluna dadılık yapan can yoldaşı Kızılderili Cheyenne ile birlikte dönüşü herkes için büyük sürpriz olur. Amerikan rüyasının sona ermesiyle belki de yepyeni bir başlangıç için büyük özlem ve umutlarla doğduğu kasabaya gelen İnci'yi burada hayal kırıklıkları beklemektedir. Hâlâ içinde büyük bir sevgi beslediği ilk aşkının en yakın arkadaşıyla evlendiğini öğrenince çok sarsılan İn... Devamı

26 06 2008

ÖKÜZ ARABASI / ÖYKÜ / Fikri UZUN‏

ÖKÜZ ARABASI                        İmece yöntemiyle yaptıkları yol, hem değirmen hem de deste yoluydu. Daha kolay gidip geleceklerdi. Yol, üç gün önce yağan yağmurdan sonra yeniden bozulmuştu. Fevzi yedi yaşındaydı. Deste arabasının binilecek doğru dürüst bir yeri olmazdı. Kağnı arabası gibi üstü düz, tahta döşeli değil, dört tekerlekli ve tekerlekler arasındaki boşluk boştu. Anası, babası ve Fevzi arabanın orasına burasına yerleşti, el yordamıyla bir yerlerden tutundular.Babası arabaya deste atacak, Fevzi atılan desteleri çiğneyerek sıkıştıracak, anası yerde kalan ekin saplarını tırmık çekerek toplayacaktı. İlk horoz ötmüş, şafak sökmemişti. Öküzler yolu biliyor, ışığa gerek duymadan arabayı çekip götürüyorlardı. Araba, kimi zaman taştan atlıyor, kimi zaman ufacık çukura düşüyor, titreşip sanki kendi gücünde deprem yaratıyordu.Fevzi’nin uykusu kanmamış, arabada uyukluyordu. Bozuk yolda ilerleyen arabanın tatsız titreşimi uyumasını engelleyemedi. Uykuya dalıp kendinden geçer geçmez hopluyor (uyanıp kendine geliyor) arabadan düşmekten kurtuluyordu. Bir ara uyudu ve arabadan düştü. Anası, babası Fevzi’nin arabadan düştüğünü gördü, öküzlere: “Doohah!” deyip arabayı durduramadan, arabanın iki arka tekeri, Fevzi’nin iki yanından geçti gitti. Fevzi kalktı, arabanın ardından koştu, yetişti, yeniden bindi. Bu tatsız olayı yıllar geçse de unutmadı.Anası babası, “şu iş gününde” araba altından sağ salim kurtulduğuna sevindiler.Düştüğü arabanın benzerini Trakya’nın bir köyünden bulup, iki yıl önce aldığı tarlanın ortasına yeni yaptırd... Devamı

09 06 2008

Güvercinim Uyur mu? / Rıfat Ilgaz

Sömürgen cami güvercinleri sizin olsun O doyumsuz lapacı güvercinler Kurşun buğusu güvercinleri severim ben Kanat uçları çelik yeşili Kuş dediğin piyerlotisiz yaşamalı Adaksız avlusuz şadırvansız Buluttan süzmeli suyunu Kuşçular çarşısında tüy dökmemeli Benim güvercinim tunç gagalı Kimlerin bakışı kardeşçedir Kimlerin bakışı düşmanca Kendisi hangi kavganın güvercinidir bilir Tüneyip acımanın saçaklarına Miskin sevilerle bitlenmez Kanadından çok pençesine güvenir Barış taklaları süzülmeler Gagalarda zeytin dalı Perendeler maviliklerde Tüm gösteriler resimlerde kalmalı Güvercin dediğin uyanık olmalı Tüyler duman duman öfkeden Yanıp tutuyşmalı gözbebekleri Sevgiden tıpır tıpır bir yürek Özgürlüğünce dövüşken Devamı

30 05 2008

Nazım Hikmet

Nazım Hikmet Yeşil Elmalar “Yeşil Elmalar” adı ilk kez, Akşam gazetesinde 4 Nisan 1936 tarihli ilanla duyuldu. Tam on dört gün sürmüştü Nazım Hikmet’in “pek yakında neşriyatına başlanacak ilk romanı”nın ilanı. Hatta, dönemin ünlü karikatür ustası Cemal Nadir’in 17 Nisan tarihli “Bay Amca” köşesindeki çizgiler de “Yeşil Elmalar”ı konu almıştı. Tefrika, 18 Nisan 1936 tarihinde göründü Akşam’ın sayfalarında, 73 sayı sürdü ve 30 Haziran 1936’da sonlandı. Aynı yıl İnkilap Kitapevi’nin “Yerli Romanlar” serisinde kitaplaştırılan “Yeşil Elmalar”, farklı yayınevleri tarafından birkaç kez yayınlandı, ama ilgi bulduğu söylenemez. Hatta yazarın böyle bir roman yazdığını bilenlerin sayısı bile pek azdır Türkiye’de. Oysa, çok eğlenceli bir hikayesi var “Yeşil Elmalar”ın. İstanbul’dan Yeni Gine’ye“Yeşil Elmalar”, Pınar yayınevince yapılan 1965 tarihli baskısının Ş.H. imzalı önsözünde şu cümlelerle tanıtılmıştı; “Olayları İstanbul’da ve Yeni Gine’de geçen bu cinayet ve macera romanının İstanbul’da geçen heyecanlı sahnelerinden sonra, romancı bizi sömürge memleketlerin egzotik hayatile yakından temasa getiriyor. Sonsuz bir servete kavuşmak hırsı içinde yanıp tutuşan altın arayıcılarının yerli sömürge halkına karşı giriştikleri ölüm kalım mücadeleleriyle, Göksel’in kişiliğinde canlandırılan o günün iş adamı, hiç bir ahlak kuralını tanımayan, daha doğrusu ahlak anlayışı menfaat münasebetlerinin dar çerçevesi içine sıkıştırılan iş adamı arasında içten ve gizli bir bağ vardır. Bu özellikleri anlatan sayfalar insana Rönesans devri Avrupası’nda altın aramak için memleket fethine çıkan maceracı ilk İspanyol “conquistador”larını hatırlatıyor. Türkiye’de –küçük çapta da olsa- kapitalizmin gelişmeğe başladığı yıllarda ortaya çıkan iş adamı tipinin ilk taslağını çizen bu roman... Devamı

01 04 2008

Şeriat ülkesinde kadın olmak!

Şeriat ülkesinde kadın olmak!BELMA AKÇURA Suudi Arabistan’da şeriat kurallarına uygun kadın olmanın ne anlama geldiğini öğrenmem uzun sürmedi. İlk kural yanımda bir erkek olmadan tek başıma sokaklarda dolaşamayacağımdı... Arkadaşına gönder Sitene ekle Sayfayı yazdır Türkiye’de türban tartışmalarını geride bırakıp, Vehhabi yorumuna dayalı katı şeriat kurallarıyla yönetilen Suudi Arabistan’ın Riyad Havaalanı’nda yüzlerce erkeğin arasında bekliyorum... İki yıl önce 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in “İlle de başı bağlı olarak okumak isteyen varsa gitsin” dediği Suudi Arabistan kadınlarının “siyah”, erkeklerinin “beyaz” örtündüğü, örtünmenin şart olduğu, yasaklarla çevrili bir İslam ülkesi.Belki de bu nedenle çantamdan, pasaportumdan önce siyah bir eşarp çıkarıyorum. Çünkü biliyorum ki; Suudi kadınlarının yarısı peçeli olmak üzere, tamamı abaya denilen kara çarşafları giymek zorunda. Aslında aynı zorunluluk erkeklerinde de var ve onlar da thop denilen beyaz uzun bir elbise giyiyor, başlarını da poşuyla örtüyor. Riyad Havaalanı’nda pasaport kontrolü için sıra beklerken; sürekli başımdan kayan başörtüsünü takma konusunda beceriksizce ama ısrarlı mücadelem yabancı kadınların başörtüsü takmak zorunda olmadıklarını öğrenince son buluyor. Ama abaya giymek zorundayım. Yarısı toprak, yarısı kurşuni renge boyanmış gökdelenleriyle çölün ortasında bir uzay araştırma merkezi gibi duran Suudi Arabistan’da şeriat kurallarına uygun kadın olmanın ne anlama geldiğini de hemen sonrasında öğreniyorum. Siyaset konuşan Kral’a karşıdır, Kral’ı konuşan şeriata karşıdır Tek başıma yanımda tanıdığım bir erkek olmadan Suudi sokaklarında dolaşamayacağımı, kadınların araba kullanmalarının yasak olduğunu, istediğim her yere elimi kolumu sallayarak girip çıkamayacağımı, sadece kadınların girebileceği belli yerlerin olduğunu, erkekleriyle tokalaşamayacağımı, neredeyse her şeyi yasa... Devamı

05 04 2008

Avrupalılar laiklik olmadan demokrasi olmayacağını bilmez mi? /

Melih AşıkAçık Pencere m.asik@milliyet.com.tr The Economist... ‹ngiltere’de yayımlanan The Economist dergisi, Anayasa Mahkemesi’nin AKP hakkındaki kapatma davasını kabul etmesini “tehlikeli bir hata” olarak yorumlamış. Demek bizim yasaları Anayasa Mahkemesi’nden iyi biliyorlar. Bu kadarla kalmamış: “Türkiye, demokrasinin laiklikten önemli olduğunu göstermeli” demiş ünlü dergi... Avrupalılar laiklik olmadan demokrasi olmayacağını bilmez mi? Bilirler. Ama bizim bilmediğimizi sanırlar... Demokrasilerde parti kapatılmaz derler. Kendileri bize sormadan kapatırlar. Demokrasilerde parti kapatılmaz ama parti lideri (Doğu Perinçek) tutuklanabilir onlara göre... Her şey işlerine geldiği gibi yürür. PKK’nın terör örgütü olmaktan çıkarılmasında bir tuhaflık görmezler mesela.  Kendi ülkelerinde hukukun üstünlüğünden dem vururlar. Türkiye gibi ülkelerde ise hukuk değil kendi çıkarlarının üstünlüğü söz konusudur... Aslında bizim de hatamız büyük... Yabancı basına olağanın üstünde önem atfediyoruz. Genellikle ABD’nin “ılımlı İslam” projesinin maşası olduklarını unutuyoruz... Eli kalem tutanlarımız bu dergi ve gazetelere birkaç satır yazı yazmalı... Cehalet ve ikiyüzlülüklerini suratlarına vurmalı...  Sahtekârlıklarını yutmadığımızı onlara sık sık hatırlatmalıyız. Türk halkı 2007’de 10.3 milyar dolar cep telefonu faturası ödemiş.Çoğu muhtemelen futbol muhabbetlerine gitmiştir...Haldun Ertem Savcının rolü...Küba’nın başkenti Havana şehrinde 27 Ağustos - 7 Eylül 1990 tarihleri arasında yapılan 8. Birleşmiş Milletler Suçun Önlenmesi Konferansı’nda savcılarla ilgili bir dizi ilke kabul edildi...Bu ilkelerin 4’üncüsü şöyle:“Devletler, savcıların baskıya, engellemeye, tacize, yolsuz bir müdahaleye veya haksız olarak hukuki, cezai veya başka bir sorumluluk iddiasına maruz kalmadan görevlerini yerine getirmelerini sağlar.”Madde 13 b. “Savcılar gö... Devamı

08 10 2007

"Hatırla Sevgili 'Tarafsız' Olmak Zorunda"

"Hatırla Sevgili", Hatırlatma Danışman! Fahri Aral, "Hatırla Sevgili"de Deniz Gezmiş'e "Kanlı Pazar'ı yaratanlar İlim Yayma Cemiyeti'nin üyeleri değil mi" dedirtince işinden oldu. BİA Haber Merkezi - İstanbul 20 Eylül 2007, Perşembe "Kanlı Pazar"ın gölgesi 38 yıl sonra bir TV dizisinin üstüne düştü. "Hatırla Sevgili" dizisinin yapımcıları, danışmanlardan Fahri Aral'ı, dizide 1969'daki olayda İlim Yayma Cemiyeti'ni ilzam eden bir replikten sorumlu tutarak işten çıkardı.  Bugün bianet'e gönderdiği açıklamaya göre  "Hatırla Sevgili" danışmanı, 32. Bölüm’ün senaryosunda yeralan bir hapisane sahnesinde, Deniz Gezmiş’in Şubat 1969’daki Kanlı Pazar olaylarına tepkisinin "onu tanıyan, uslubunu ve konuşma tarzını bilen biri olarak" dizide yayınlandığı şekilde canlandırılmasını öneriyor. Yönetmen ve senaristin de benimsediği versiyona göre  Deniz Gezmiş cezaevinde olayları radyodan dinlerken, “...olayları yaratanlar İlim Yayma Cemiyeti üyeleri değil mi, zaten bu adam da (eski İstanbul Valisi Vefa Poyraz) bu cemiyetin şeref üyesi değil mi...” diyerek tepki gösteriyor. Sansürcü mantık...  Aral, yayınladığı açıklamada, adlarının bu şekilde anılmasından rahatsız olan İlim Yayma Cemiyeti’nin şimdiki yöneticileri düzeltme isteyince yapımcıların kendisini senaryodan sorumlu tutarak işine son verdiklerini duyurdu. Aral "32. Bölüm’den sonra meydana gelen gelişmeler, Hatırla Sevgili’de 'reyting uğruna' yapılan bazı şeylerin nasıl bir anti-demokratik ve sansürcü mantığa dönüştüğünü gösterdi" dedi. Hatırla Sevgili 27 Ekim 2006'dan bu yana atv'de gösteriliyor. Sis Yapım şirketince üretilen dizinin yönetmenleri Ümmü Burhan ve Faruk Teber; senaryo yazarları Nilgün Öneş, Şebnem Çıtak ve Aylin Alıberen; diğer danışmanlar arasında Can Dündar, Mümtazer Türköne, Ferhat Kentel, Mustafa İlker Gürkan ve Mustafa Yalçıner de var.  Aral'ın açıkl... Devamı

05 10 2007

AHMET OKTAY’A SORULAR / Kadir İNCESU

             AHMET OKTAY’A SORULAR                                 KADİR İNCESU                 Ahmet Oktay’ın 1994–1995 yılları arasında İstanbul Radyosu ikinci kanalında, Okurken/Yazarken başlığı altında yaptığı haftalık ‘Radyo Konuşmaları’ Everest Yayınları tarafından ‘İliği Olmayan Düğme’ ve ‘Ne Söylesem Bir Eksik’ adıyla kitaplaştırıldı. Ahmet Oktay ile kitapları, popüler kültür ve edebiyat üzerine söyleştik.   1994-1995 yıllarında İstanbul Radyosu İikinci Kanalı’nda yaptığınız “Okurken/Yazarken” başlıklı konuşmalarınızı İliği Olmayan Düğme ve Ne Söylesem Bir Eksik adlarıyla 2 cilt halinde, neden  yayımlama gereği duydunuz? Özdemir Asaf’ın dizelerini kitaplara ad yaparken, onların  bir anahtar olacağını mı düşündünüz?   Bu konuşmalar da, son kerte birer yazı’dır; çünkü okunmadan önce yazıldılar. Aradan zaman geçtikten sonra onları okuduğumda, yırtıp atmaya gönlüm razı olmadı. En azından fazla can sıkmayacakları kanısına vardım. İçlerinde günümüz koşullarında bile ilgi çekici düşünceler bulunabileceğini sanıyorum. Kitapların adlarına gelince: Doğrusunu söyleyeyim: Bir anahtar rolleri yok. Konuşmalarda, sevgili dostum Özdemir Asaf’tan söz ederken, örnek olarak okuduğum şiirlerinde yer alıyor o dizeler. Kitap adı olarak çekici göründüler bana. Hepsi bu.   Önsözde, “Aradan geçen zamana rağmen, Türkiye’nin yazınsal ve kültürel  koşullarında, bu metinlerde dile getirdiğim sorunlar açısından önemli bir değişme olmadı. Tam tersine, eleştirdiğim medyatik kültür giderek daha genişledi, yaygınlaştı, bir tür metastaz geçirerek her türlü değer yargısını, kalit... Devamı

01 10 2007

Orhan Pamuk'un "Kar" romanı gerçek mi oluyor?

Serpil YILMAZ   Orhan Pamuk'un "Kar" romanı gerçek mi oluyor? KARSMilliyet'in 2005 yılından beri yürüttüğü "Baba Beni Okula Gönder" kampanyasının kutlandığı Hilton'daki gecede, aynı masaya düşmüştüm bağışçılarımızdan Yadigar-Mehmet Binal çiftiyle ve onların hikâyesini aktarmıştım sizlere. 12 Eylül askeri darbesinden 4 ay sonra, TÜBİTAK'ta görev yapan 19 bilim adamıyla 50 gün gözaltında kalan Mehmet Binal, serbest kaldığı gün soluğu Amsterdam uçağında almıştı. Kaçmıştı. 10 yıl ülkesine girememişti. NATO'nun Hollanda'daki merkezinden, ABD'de girişimci olmaya uzanan bir öyküydü. Onlarla, önceki gün kampanyamıza bağışladıkları kız yurdunun açılışında Kars'ta yeniden buluştuk.Ne doğduğu, ne doyduğu yerBinal çifti, Amerika'nın Connecticut eyaletinde kurdukları ve NEC, Samsung gibi dünya şirketlerine lisans ihraç eden telekomünikasyon şirketi Bicom'u büyütmekle doldurmamış "gurbet" yıllarını, çağdaş Türkiye'ye özlem de biriktirmişti. Kars'ta kucaklaştılar memleketleriyle. 100 kızın "köyün soğuğunda" donma tehlikesi geçiren geleceklerine sıcak bir yuva kurdular. Binal çifti ne doğdukları ne doydukları bir yere bağış yaptı.Mehmet Bey, "Neden Kars?" diye sorulduğunda, "Daha ötesi yok" diyor."Ötesi", "öteki", "ötelemek" hepsi uygun düşüyor Kars'a. Yoksulluk gibi, gözyaşı dolu bir tarih gibi, tütmeyen baca gibi.Binal, törendeki umutlu konuşmasında kız öğrencilere, "Doğru arayışında olun, size sunulanları bilimin süzgecinden geçirin, çevrenizde her dilden, ırktan insanla dostça yaşayın" diye sesleniyor."Çocuklar yalnızca bir bina yaptırdığımızı düşünüyorlar, oysa ben onlara bir gelecek düşlüyorum. Yeteneklerini ve çalışmalarını izleyeceğim. Başarılı olanları Amerika'da evimde misafir edip dil öğrenmelerini sağlayacağım" diye sıralıyor içinden geçenleri bana da.17 yıldır gelen ilk eşTörende ÇYDD Başkanı Türkân Saylan, kürsüye geçtiğinde tek tek gözlerinin içine bakarak kızlara sesleniyor: Hepimiz Atatürk'ün kı... Devamı

13 09 2007

İşte yeni Anayasa taslağı

İşte yeni Anayasa taslağı Taslağı Prof. Ergun Özbudun'un başkanlığındaki akademisyenler hazırladı. FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜNBaşbakan Erdoğan'ın talebi üzerine Bilim Kurulu'nda hazırlanan yeni Anayasa taslağında köklü değişiklikler var. 'Değiştirilemez' maddeler için de seçenekler önerilen taslak çok tartışılacak gibi 13/09/2007 (1770 kişi okudu) #6A6A6A (Arşivi) Yeni Anayasa taslağının kritik maddeleri: Devletin şekli Madde 1 - Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. Cumhuriyetin temel nitelikleri Madde 2 - Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına dayanan, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir. Devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti Madde 3 (1) Türkiye Cumhuriyeti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. (2) Resmî dili Türkçedir. (3) Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. (4) Millî marşı "İstiklâl Marşı"dır. (5) Başkenti Ankara'dır. Devletin temel amaç ve görevleri Madde 4 Devletin temel amaç ve görevi, insan haysiyetini korumak, kişilerin hak ve hürriyetlerini kullanmalarının önündeki bütün engelleri kaldırmak ve halkın huzur, güvenlik ve refahını sağlamak suretiyle insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaktır. Egemenlik Madde 5 (1) Egemenlik kayıtsız ve şartsız Milletindir. (2) Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yasama, yürütme ve yargı organları eliyle kullanır. (3) Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz. (4) Milletlerarası ve milletlerüstü kuruluşlara üyelikten kaynaklanan sınırlamalar saklıdır. Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması Alternatif 1: Madde 13 Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesine veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırland... Devamı

13 09 2007

Yaşar Kemal 'doğa' için yazdı

Yaşar Kemal 'doğa' için yazdı Bütün yüreğimle inanıyorum ki doğayı yok etmek suçların en büyüğüdür 10/09/2007 (2666 kişi okudu) YAŞAR KEMAL (Arşivi) Sevgili dostlarım, Benim adıma bir parkorman kurdunuz. Ne yazık ki aranızda değilim. Böyle bir günde birlikte olmak beni çok sevindirirdi. Uzun zamandır çalıştığım kitabımı daha bitiremedim. Türkiye'den, dışarıdan çağrılar alıyorum ve kimseye olumlu cevap veremiyorum. Ailemin memleketi Van'a, benim doğduğum Adana'ya bile gidemedim. Gazeteciliğe Doğu Anadolu'da başladım. İlk yazılarımı Diyarbakır ve Van üstüne yazdım. Birkaç kez çağırmalarına karşın yazık ki oralara da gidemedim. İnşallah bir gün sizlere gelebilirim. Benim adıma bir parkorman kurmanız beni özellikle sevindirdi. Çünkü hemen hemen tüm yazarlık ömrüm doğa ile, orman ile geçti. Bugünlerde ormanlarımızın, doğamızın durumu çok kötü. Batıda yanan ormanları duyuyoruz da doğuda yanan ormanlar üstüne derin bir sessizlik var. Sanki bu topraklar bizim topraklarımız değil... Kim ne yaparsa yapsın, kim ormanları sebepsiz yere yakarsa yaksın bu bir vatan hainliği suçudur. Benim sözlerim ağır sözlerdir. Bütün aklımla yüreğimle inanıyorum ki ormanı, doğayı yok etmek suçların en büyüğüdür. Hiçbir şekilde bağışlanamaz. Erozyon dedikleri toprak aşınması var. Bu toprağın ölümüdür. Bu ölümün karşısına yalnız ağaç çıkabilir, yani orman. Bu doğası tükenmekte olan dünyamızda doğayı kurtarmak için elimizden her geleni yapmalıyız. Şunu çok iyi bilmeliyiz, doğanın yok olduğu gün insanlık da yok olacaktır. İnsansız bir dünyayı düşünebiliyor musunuz? Biliyorum koşullarınız çok kötü. Sizden herhangi bir şey istemek bana ağır geliyor. Ama ben bunu sizden toprağın selameti için isteyeceğim: Elinize ne zaman bir ağaç fidanı geçerse onu toprağa dikin. Herkese toprağa fidan dikmesini söyleyin. Halkımız ağacın kutsallığına inanır. Ülkemizin birçok yerinde ulu ağaçlara dilek çaputları bağlanır. Bence ağaca saygıdır bu. Her şeyi unuttuğumuz gibi bunu ... Devamı

21 07 2007

Oy kullanacağınız yeri internetten öğrenin

Oy kullanacağınız yeri internetten öğrenin 22 Temmuz’da seçmenler, nerede ve hangi sandıkta oy kullanabileceklerini Yüksek Seçim Kurulu’nun resmi sitesi www.ysk.gov.tr’den öğrenebilecekler. NTV-MSNBC Güncelleme: 18:43 TSİ 11 Mayıs 2007 Cuma İSTANBUL - Yüksek Seçim Kurulu’nun resmi sitesindeki hazırlıklar tamamlandığında seçmenler siteye girerek nerede oy kullanılabileceği bilgisine ulaşabilecek.   Yüksek Seçim Kurulu’nun resmi sitesi www.ysk.gov.tr’ye girilerek ‘nerede oy kullanacağım’ bölümü tıklandığında; T.C kimlik no ile sorgulama Seçmen no ile sorgulama Kimlik no ile bilgileri sorgulamabaşlıklarına ilgili bilgiler girilerek, hangi sandıkta ve nerede oy kullanılabileceği öğrenilebilecek. Şu anda yalnızca seçmen numarası ve ikametgah bilgilerine ulaşılabiliyor. Hazırlıklar tamamlandığında siteye girerek nerede oy kullanılabileceği öğrenilebilecek.Oy atacağınız yeri öğrenmek için tıklayınYSK’nın resmi sitesini incelemek için tıklayın... Devamı

21 07 2007

Sandığa Gidin / Rıza Zelyut

Sandığa Gidin / Rıza Zelyut Kategori: Makale Rıza ZelyutSandığa gidin Sevgili okurlarım!..Her şey yalan bugün doğru...Bugünü çok iyi değerlendirin.Bakın: Hırsızlar koşa koşa sandığa gidiyor.Terörist tayfası bütün gücüyle sandığa yükleniyor.Ali Dibolar, sandığı ablukaya almışlar.İstiyorlar ki bu yolsuzluk düzeni devam etsin...Sömürgen-vurguncu sermaye sahipleri de sandığı asla bırakmıyor.Dünyanın en tatlı faiziyle kolaydan para kazanıyorlar ya...Hazinemizi istedikleri gibi tırtıklıyorlar ya...Bu yüzden borsayı hep zıplatıyorlar ya...Ekonomi iyi deyip sizi kandıracaklar ya...Kendi çocukları emeklemeye başlamadan dolar milyoneri oluyor ya...Bütün yamuklar sandığa gidiyor.Ya siz neredesiniz?Yoksa, 'Benim bir oyumdan ne çıkar ki...' mi diyorsunuz?Sizin o bir oyunuz var ya...Çok önemlidir; unutmayın...Unutmayın: Bir oy dünyaya bedeldir.Bir oy, iktidarı tayin eder.Siz gitmezseniz de öbürleri gidiyor.Gidip, yamuklar iktidarı belirliyor.Sizin de şikayet etmeye hakkınız kalmıyor.Haydin, sandığa gidelim.Sandığı haramilerden kurtaralım...OYUNUZ KURŞUN OLMASINHem yazıyorum hem de gazetelere bakıyorum2 askerimiz daha şehit olmuş.O anaları düşünüyorum:Aslan gibi çocuklarının başında yakalarını yırtıyorlar.Feryatları yeri göğü dolduruyor.Ama kim duyar onları...Tayyip Erdoğan'ın fotoğrafları dev gibi panolarda.Her yeri işgal etmiş...'Yola devam!' diyor...Yeni çocuklarımızın ölmesi için...Yola devam.Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın sözlerini yeniden duyuyorum: Terörü önlemek için Kuzey Irak'a girmeliyiz. Girersek başarılı oluruz.Ama dev panolardan millete bakıp 'Yola devam!' diyen kişi, karşı çıkıyor.'Ben girmem, oradakilere dokunmam!' diyor anlayacağınız.Ama oradakiler bizim çocuklarımıza dokunuyorlar.Her gün birini, ikisini havaya uçuruyorlar.Bu yüzden: Oyum, benim evladımdır.Onun canını cellada teslim etmem.Oyum kurşuna dönmesin.Gelip beni vurmasın.ZAM GELECEKAKP yeniden iktidar olursa, vatandaş yandı yanacak.Bunlar ... Devamı

02 07 2007

BİR KEZ DAHA LANETLENDİ

BİR KEZ DAHA LANETLENDİ 'Madımak kıyımı ibret olmalı' ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Sıvas katliamının 13. yıldönümünde, çeşitli sivil toplum kuruluşları ve siyasi partiler mesaj yayımlayarak, Madımak olayının acısının hâlâ tazeliğini koruduğunu bildirdi. Yayımlanan mesajlar şöyle: CHP Genel Sekreteri Önder Sav: Aradan 13 yıl geçmiş olmasına karşın Sıvas katliamı belleklerde acısını ve tazeliğini koruyor. Failler, yargı önüne çıkarılan 124 kişi ile sınırlı değildir. Yargılananlar, kaçıp yargılanamayanlar, ceza alanlar ve sonradan bir bir salıverilenler, buzdağının görünen kesimidir. Suyun altında kalanlar, görünmeyenler ya da görünmediklerini sananlar arasında, sanıkları azmettiren kimi siyasetçiler, yöneticiler, yazılı ve görüntülü basın yayın organlarının temsilcileri vardır. Ulusu ümmet yapma çabalarının, dini siyasete alet etme heveslerinin yıkılması ve benzer olayları düşünenlere uygulanacak yaptırımların netleşmesi açısından, Sıvas olayları bir ibret dersi olmalıdır. DSP Genel Başkanı Zeki Sezer: Bağnazlık, hoşgörüsüzlük, ayrımcılık, din istismarı, baskı ve zulüm her zaman acı olaylara yol açıyor. Ama ne yazık ki ülkemizde hâlâ inanç ve köken ayrımcılığı yapılarak ve yeni azınlıklar yaratılarak vatandaşlarımız kamplara bölünmeye çalışılıyor. Bu çabaların büyük bölümünün de halen iktidarda bulunanlar ve uzantıları tarafından sürdürüldüğü açıktır. SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın: 2 Temmuz 1993'te tarihin en barbar ve korkunç saldırılarından birine tanıklık ettik. İnsanı utandıran, insanı susturan ve insanı yok eden bir katliamı gördük. Bu olayın acısını çekenleri, utanç duyanları, tüm Sıvaslıları ve tüm yurttaşlarımızı, Alevi Bektaşi Federasyonu'nun geçen yıl başlattığı 'Madımak Müze Yapılsın' kampanyasına destek vermeye çağırıyorum. Demokratik Toplum Partisi: 2 Temmuz'da vahşice yakılan canları saygıyla anarken, 'Madımak müze olsun' kampanyasını desteklediğimizi de bir kez daha yineliyoruz. İnsanların yakılarak katledildiğ... Devamı

16 07 2007

Erdoğan'ın Psiko-biyografisi

Erdoğan'ın psiko-biyografisi Cemal Dindar'dan Erdoğan'ın psiko-biyografisi: Güçlüye bi'at, güçsüze öfke. RECEP Tayyip Erdoğan'ı ilk kez, -hangi seçimlerdi yılını pek hatırlamıyorum ama- bir seçim otobüsünün üzerinde, Gaziosmanpaşa Pazariçi semtinde görmüştüm. Tayyip Erdoğan, o zamanlar Refah Partisi İstanbul il başkanıydı. Ve tabii ki Milli Görüşçüydü. O zamana kadar Necmettin Erbakan'm asla sözünden çıkmayan Erdoğan, daha sonra Refah Partisi'nin adayı oldu ve Türkiye'nin en büyük şehri İstanbul'un belediye başkanlığı koltuğuna oturdu. Ardından, 'Aksaçlılar' olarak adlandırılan Milli Selamet kadrolarıyla arasının bozulmasından sonra bambaşka bir Recep Tayyip Erdoğan'la karşılaştık. Artık, kendisinin değiştiğini söylüyor, ABD ziyaretinden sonra Avrupalı liderlerle görüşüyor, kendisine de Cüneyt Zapsu eşlik ediyordu. Fakat bu arada 28 Şubat olmuş ve siyaset yeniden şekillenmeye başlamıştı... O da 'şekil' değiştirdi. Ve sonunda başbakan oldu. Şimdi yine bir kutuplaşmanın birinci aktörü. Ama bu sefer Tayyip Erdoğan'ın yandaşları çok değişti. Artık Amerikan ve Avrupa yöneticileri, ülkemizde yaşayan liberaller ve hatta biraz zorlarsak sosyal demokratların bir kısmı bile Tayyip'in en büyük destekçisi durumunda... İşte psikiyatrist Cemal Dindar, Telos Kitabeui'nden çıkan "Bi'at ve Öflce" kitabında Recep Tayyip Erdoğan'ın kişisel öyküsünü, siyasal dönüşümlerini aile öyküsüyle birlikte bizlere sunuyor. Kendisiyle Tayyip Erdoğan'ın bu psikobiyografisini konuştuk...Tayyip Erdoğan'ın aile öyküsünün siyasi kişiliğine etkisi nedir?Kitapta temellendirdiğim temel tezlerden biri şu, Erdoğan'ın soytarihi ile siyaset yapma biçimi arasında derin bağlar var. Genel olarak batağımızda bu aile öyküsünde ana renklerden biri şiddetli baba-oğul çatışmalarıdır. Erdoğan ailesinin bilinen ilk atası Bakatoğlu Ahmet. Yaşadığı dönem 19. yüzyılın başlarıdır ve kendi oğlun-ca öldürülüyor. Ata katli, bir ail... Devamı

27 06 2007

Cumhuriyetimizin kurucu ilkeleri kutuplaşmayı çözer - 1

Cumhuriyetimizin kurucu ilkeleri kutuplaşmayı çözer - 1 İLÜSTRASYON: MUAMMER OLCAYModern bir toplumda bireyin devletle ilişkisini hukuk kuralları düzenler. Din, mezhep, gelenek veya cemaat temelindeki toplumlarda bireyle cemaat arasındaki ilişkiler din, mezhep, töre veya cemaat kurallarının tekelindedir. 21. yüzyılda, çağdaş uygarlığın olmazsa olmaz koşulu, hukukun üstünlüğü temelinde birey odaklı çoğulcu demokrasidir 27/06/2007 (558 kişi okudu) ÖZDEM SANBERK (Arşivi) Din, mezhep, töre ve cemaat tekelleri aşılmalı Akılcılık ve inanç dünyası: Çağdaş uygarlık akla ve akılcı eyleme, aynı zamanda bireyin evrensel haklarının tanınmasına dayanır. Laiklik bireyin evrensel haklarının ayrılmaz bir parçasıdır. Modern bir toplum kendi kontrolünü kendi koyduğu hukuk kurallarıyla kendi elinde tutabilen bir toplumdur. Dinler, gelenekler, inançlar ve mukaddes kavramlar ise insanlık tarihinde her zaman varolmuş, halen varolan ve bundan sonra da varolacak toplumsal gerçeklerdir. Demokratik modern toplumlarda her bireyin veya birey gruplarının dindar bir yaşam sürdürme hakkı reddedilemez. Ancak dinler, mezhepler, gelenekler ve töreler bireylerin temel haklarını tarif etmez. İnsanlığı tek bir bütün halinde ilahi bir iradeye, bir cemaatin veya bir törenin kurallarına tabi kılar. Çağdaş uygarlık ise her bir bireyi, münferit eşit yurttaşlar olarak ortak hukuk kurallarına, yani 'Hukuk Devleti'ne tabi kılar. Modern bir toplumda bireyin devletle ilişkisini hukuk kuralları düzenler. Din, mezhep, gelenek veya cemaat temelindeki toplumlarda bireyle cemaat arasındaki ilişkiler din, mezhep, töre veya cemaat kurallarının tekelindedir. 21'inci yüzyılda, çağdaş uygarlığın olmazsa olmaz koşulu, hukukun üstünlüğü temelinde birey odaklı çoğulcu demokrasidir. Çağdaşlaşma Cumhuriyetimizin temel ilkesi: Çağdaş uygarlığı yakalama ve onun üzerine çıkma, yani modernleşme, Cumhuriyetimizin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk'ün bize emanet ettiği temel hedeflerin başında... Devamı

21 06 2007

Baykal: 'Milli Takım Gibiyiz'

Baykal: Hedefimiz milli, takımımız niteliklidir. Kendimizi milli takımı gibi düşünüyoruz CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, CHP iktidarında ABD ile bir husumet içinde olmayacaklarını IMF ile çalışmaların devam edeceğini söyledi. Cumhurbaşkanlığı seçiminde AKP’nin Türkiye’yi ciddi bir sıkıntıya soktuğunu ifade eden Baykal, siyasi parti liderlerine televizyonda bir araya gelerek tartışma çağrısında bulundu.CHP lideri Baykal partisinin genel merkezinde Pusula 2007 adıyla hazırlanan seçim beyannamesini açıkladı.Açıkladığı programı ancak çok iyi bir kadronun yaşama geçirebileceğini belirten Baykal “Hedefimiz millidir. Takımımız gayet niteliklidir. Kendimizi Türkiye’nin milli takımı gibi düşünüyoruz. Sıradan lig takımı gibi düşünmüyoruz. Önümüzdeki maçı da milli maç olarak düşünüyoruz. Allah bizi mahcup etmesin. Pusula önümüzde gemimizi yola çıkarıyoruz. Vira bismillah, yolumuz açık olsun” dedi. Baykal Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerine bildirgede yer verilmediği, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin AB politikasında bir değişiklik olup olmayacağı şeklindeki bir soruya karşılık bildirgede konunun yer aldığını, AB’nin Türkiye’nin hedefi olduğunu söyledi.AB’nin Türkiye’nin 40 yıldır hedefi olduğunu belirten Baykal, “Bunları silip atmak söz konusu olamaz” diye konuştu. Baykal “TBMM’de beklemekte olan ek protokolü imzalayıp Meclisin onayından geçirecek misiniz" şeklindeki bir soru üzerine şöyle konuştu:“Bu protokolü imzalayanlar buna teşebbüs etmediler. Bu imza söz konusu olduğu zaman uyarılarımızı yapmıştık. Türkiye’nin AB üyelik sürecinin Kıbrıs sorununa bağlanması haline getirilmesinin uygun olmadığını çok daha önceden söylemiştik. Türkiye eğer AB içinde tam üye olarak yer alacaksa normal ilişkiler kurması kaçınılmazdır. Ama Türkiye’nin AB perspektifinin karartıldığı bir dönemde AB üyesi ülkeler ile ilişkilerin normalleştirilmesi bir ön şart olarak ortaya atmak adil ... Devamı

21 06 2007

"Türk Sineması"nda Üç Kadın, Üç Ödül

"Türk Sineması"nda Üç Kadın, Üç Ödül Filmlerinde "iyi kadın"ların "dikensiz gül bahçesi" hayatlarında hep bir diken gibi duran "sarışın", "kötü", "cazibeli" Suzan Avcı; şarkılı "Türk filmleri"nin unutulmaz sesi Belkıs Özener; Türkiye'nin "sinema"daki ilk kadın profesörlerinden Seçil Büker... Uçan Süpürge 05/04/2004    Uçan SÜPÜRGE BİA (Ankara) - "Uçan Süpürge Onur Ödülü" bu yıl, Türkiye sinemasına karakter oyunculuğu ile yaptığı katkının yanı sıra, sadece "yıldız"ların var olduğu bir dönemde yan rollerde başladığı sinema serüveni boyunca, "kötü kadın"ın da "yıldız" olabileceğini gösterdiği için Suzan Avcı'ya verilecek. Yıllarca sesiyle Yeşilçam'ın şarkılı filmlerine "perde arkasından" can veren, üç yüze yakın filmde dönemin ünlü oyuncularının söyler gibi yaptığı şarkıları seslendiren Belkıs Özener ile sinema alanındaki araştırmalarıyla Türk sinema yazınına önemli katkılarda bulunan, Türkiye'nin sinema alanındaki ilk kadın profesörlerinden Seçil Büker de "Bilge Olgaç Başarı Ödülü"nü alacaklar. Cazibe Hanımın Kötülük Düşleri: Suzan Avcı Türkiye sinemasının; "iyi kadın"ın karşısında hep ezilen, ikinci plana itilen kimi zaman da sadece iyi kadının rolünü daha verimli kılmak için devreye sokulan "ikinci" oyuncuların da aslında başroldeki iyi kadınlar kadar önemli olduğunu oyunculuk gücüyle kanıtlayan, kendine özgü oyunculuk tarzını "vamp kadın" imgesiyle birleştirerek filmlerinde "iyi kadın"ların "dikensiz gül bahçesi" olan hayatlarında hep bir diken gibi duran "sarışın", "kötü" ama "cazibeli" oyuncusu...Suzan Avcı 1937'de Bursa'da doğdu. Yıldız mecmuasının açtığı "Sinema Güzeli" yarışmasında Leyla Sayar ve Pervin Par'ın ardından üçüncü olması ona sinemanın kapılarını açtı. 1956'da yönetmenliğini Abdurrahman Palay'ın yaptığı "Kurt Mustafa" filmle sinema dünyasına adım attı. Kariyeri boyunca yaklaşık 120 filmde rol aldı. Yılan Kadın'ın Suzan'ı (Nuri Ergün, 1970), Yaşamak Bu Değil'in Gülbaha... Devamı

19 06 2007

Öğrencilerine, Okumayı-Yazmayı Sevdirmeye Çabalayan Genç Öğretme

Öğrencilerine, Okumayı-Yazmayı Sevdirmeye Çabalayan Genç Öğretmene Notlar/ Bilgin ADALI Kategori: Deneme Öğrencilerine, Okumayı-Yazmayı Sevdirmeye Çabalayan Genç Öğretmene Notlar Bilgin Adalı DEÜ Güzel Sanatlar Fakültesi’nde başlayan “öğretme” serüvenim, otuz yılı aşkın bir süredir sürüyor.Neyi öğretmeye çalıştım? Belgesel sinemayı, senaryo yazarlığını, reklam yazarlığını, yaratıcı yazarlığı… En çok zorlandığım “Yaratıcı Yazarlık” dersi oldu. Bana sorarsanız baştaki “yaratıcı” sözcüğü gereksiz. Mektup yazıp babanızdan para isterken bile “yaratıcı” olmak zorundasınız. Ama, frenkçedeki “creative writing” kavramını “yaratıcı yazarlık” diye çevirerek kullanmışız işte…Bir yerlerden aşırma yapmıyorsa, nedir yazarın yaptığı? Bildiğimiz sözcükleri kullanıp yeni bir sentez yapmak, yani yeni bir örgü yaratmak değil mi?Üniversitelerde karşıma çıkan öğrencilerin büyük bir yüzdesi yazma özürlü. Birinci sınıfta zorunlu bir “Türkçe” dersi görseler bile yazım (imla) kurallarından haberleri yok hiçbirinin. Küfretmeyi pek iyi biliyorlar ama cümle kurmak diye bir kaygıları yok. Aynı sınıfta üç beş kez anlatmış olmama karşın, yazılı ödevlerinde, “geliyo”, “bi”, “yapicek”, “gelcek” vb. sözcükleri çember içine almaya başladığımda, gelincik tarlasına dönüyor ödev kâğıtları. Şapkalı a (â) konusunda her yıl yinelediğim bir örnek, yıllar önce gazetelerde tam sayfa yayınlanmış bir banka ilanı: “Biz karımızı müşterimizle paylaşırız…”Karısını müşterisiyle paylaşan banka reklamına hepsi güler de öğrencilerin, hiçbiri hala ile hâlâ’yı, alem ile âlem’i, kar ile kâr’ı ayırmak için o küçücük şapkayı a harfinin üstüne kondurmaya yanaşmaz. Nedenini bir türlü anlayabilmiş değilim. (Buna karşın, sevgili TRT’mizin “reklam” sözcüğünü şapkasız yazmayı öğrenebilmesi n... Devamı

19 06 2007

Erdoğan argoda tavan yaptı: "Artistlik yapma lan"

Penguen Kategori: Mizah  Her türlü çizilebilir Başbakan Erdoğan tarafından Penguen çizeri Erdil Yaşaroğlu’na ve Penguen dergisine, Erdoğan’ı çeşitli hayvan figürleri biçiminde resmettiği “Tayyipler Alemi” isimli karikatürü nedeniyle açılan 40 bin YTL’lik tazminat davası reddedildi. Ankara 1’inci Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dün devam edilen davada Erdoğan’ın avukatı Fatih Şahin ve Penguen dergisi avukatı Mustafa Kemal Güngör hazır bulundu. Erdil Yaşaroğlu’nun mali ve sosyal durumuna ilişkin bilgilerin de mahkemeye ulaşmasının ardından Fatih Şahin, davanın kabulünü istedi. Mustafa Kemal Güngör ise benzer davaların kesinleşmesinin beklenmesinden vazgeçilmesini istedi. Güngör, müvekkillerinin mizahçı, kariktürist olduklarını, karikatürlerin de eleştiri hakkı çerçevesinde çizildiğini belirterek, mahkemenin fikir özgürlüğü konusunda içtihat oluşturacak bir karar vermesini talep etti. Bunun üzerine Cumhuriyet çizeri Musa Kart, gazetemiz ve gazetemiz çizeri Sefer Selvi’ye açılan davaların sonucunun beklenmesinden vazgeçen Hakim Beyhan Azman, davanın reddine karar verdi. Hayvan başına 5 bin YTL Penguen dergisi çizeri Erdil Yaşaroğlu, Cumhuriyet çizeri Musa Kart ile gazetemiz çizeri Sefer Selvi’nin karikatürlerine tazminat davası açılmasına tepki olarak, Erdoğan’ı çeşitli hayvan figürleri biçiminde çizmiş, Tayyipler Alemi isimli karikatür Penguen dergisine kapak olmuştu. Kendisini kedi biçiminde çizen Kart’a 5 bin YTL’lik tazminat davası açan Erdoğan’ın, dergiye 40 bin YTL tazminat istemiyle dava açması, Tayyipler Alemi karikatüründe Erdoğan’ın 8 hayvan figürü biçiminde çizilmesinin etkili olduğu yorumlarına neden olmuştu. Davada, Penguen dergisi avukatları, dünya liderlerinin çeşitli hayvan figürleri biçiminde çizildiği örnekler sunulduğuna, salt hayvan biçiminde çizilmenin kişiye hakaret sözcüğü olarak “hayvan” demek anlamına gelmeyeceğine dikkat çe... Devamı

19 06 2007

Türk Solunun İkiz Kardeşleri/ Sönmez TARGAN

Türk Solunun İkiz Kardeşleri/ Sönmez TARGAN Kategori: Anma Behice Boran, 26 Şubat 1977'de İstanbul'daki büyük kongrede konuşurken. Cumhuriyet Arşivi) Behice Boran'la yeniden 1 Mayıs 1975 günü Behice Boran'ın genel başkanlığında ikinci kez kurulan TİP'in, gerek tüzüğünde gerekse parti izlencesinde belirtilen amaçlar açısından bilimsel sosyalizmin evrensel ilkelerine daha çok yaklaştığını görmekteyiz. Ancak, birincisi gibi ikincisi de kapatılacak, 12 Eylül askersel devirmesinin kapattığı tüm siyasal partiler içinde o da yerini alacaktı. 12 Eylül sürecinde yurtdışına çıkan Behice Boran, zorunlu sürgün olarak yaşadığı Brüksel'de yürüttüğü siyasal çalışmalar sonucunda TİP ve TKP'yi (Türkiye Komünist Partisi) Türkiye Birleşik Komünist Partisi (TBKP) adıyla tek bir çatı altında birleştirerek ve bu yeni oluşumun ilk kurucu genel başkanı olarak yaşama gözlerini yumacak ve siyasal yaşamı da öylece noktalanacaktı. (10 Ekim 1987)   ONURLU BİR SİYASET İZLEDİ Türk toplumuna kazandırdıkları TİP'in siyasal varlığının tarih sahnesine çıkışıyla Türk toplumuna kazandırdıklarını satırbaşlarıyla özetlemek gerekirse şunları görmek olasıdır: * Kitlelerin solla tanışması, bilimsel sosyalizmin bir öcü olmaktan çıkıp en geniş kesimlerin bilincine yansıması, **Basın, yayın, kültür ve sanat yaşamımızda sol ürünlerin ağırlık kazanması, aydınlar topluluğunun yazı ve söylemlerinde sol duruşun saygınlık kazanması, **Türkiye'de sosyal demokrat devinmesinin doğuşuna ortam hazırlanması, **İşçi evreninde ve özellikle sendikal alanda sınıf ve kitle sendikacılığı bilincinin oluşturulması, DİSK'in kurulması, **Gençlerin etkin bir biçimde siyasete katılmaları, ülke ve toplum sorunlarında sorgulayıcı bir tutum takınmaları, **Demokratik kitle örgütlerinde, oda ve meslek kuruluşlarında sol söylemin yaygınlaşması, yönetimlerinde seçenek konuma gelmesi, **Türkiye'nin demokratikleşmesi; bağımsız, başı dik, onurlu bi... Devamı

19 06 2007

Sumerolog Muazzez İlmiye Çığ: 'Baş Örtüsünü İlk Kez Sumerlil

Sumerolog Muazzez İlmiye Çığ:'Baş örtüsünü ilk kez Sumerliler taktı' Kategori: Soylesi Anasayfa   Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış    Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü    Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman Yazıları   'Baş örtüsünü ilk kez Sumerliler taktı'  Dünya çapında tanınan Sumerolog Muazzez İlmiye Çığ (92), Sumerlerde fahişeliğin kutsal bir iş olarak kabul edildiğini, kendilerini, tanrı namına bu işe gönüllü olarak adayan bu kadınların diğer kadınlardan ayrılsın diye baş örtüsü taktığını söyledi. Çığ ile Açık Gazete'den Birsen Altıner söyleşti.   6 Şubat 2006 - Hayran olduğum bir bilim insanıydınız. Sizi tanıyınca hayranlığımın biraz daha arttığını söylemeden edemeyeceğim. Sizi Sumerler hakkındaki çalışmalarınızla herkes tanıyor ama ben sizin geçmişinize çocukluğunuza, ilk gençlik yıllarınıza dönmek istiyorum. - 1914 Bursa doğumluyum. 1926 yılında Bursa Kız Muallim Mektebine girdim, 1931 yılında mezun oldum ve babamın da öğretmenlik yaptığı Eskişehir'de öğretmenliğe başladım. 1936 yılında Ankara’da Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesinin ilk ve tek kez olmak üzere öğretmenleri kabul etmesiyle buraya kaydımı yaptırdım. Ben ve Hatice Kızılyay adlı bir öğretmen arkadaşımla bu fırsattan yararlandık ve fakülteye başladık. - Hitit ve Sumerlilere olan ilginiz tamamen bir tesadüfle başladı demek ki. Oysa ben Atatürk’ün Anadolu medeniyetlerine verdiği önemden dolayı bu bölüme bilinçli olarak kaydınızı yaptırdığınızı düşünmüştüm. - Tamamen tesadüf oldu. Fakülteye kayıt yaptırdığımızda bütün bölümlerin dolu olduğunu söylediler. Sadece hocası yeni gelen Hititoloji bölümünde yer vardı. Yanında Sumeroloji, Arkeoloji ve yabancı dil de alacaksınız dediler. Biz de başka seçeneğimi... Devamı

19 06 2007

Nasıl Yazar Oldum? / Emin ÖZDEMİR

Nasıl Yazar Oldum? / Emin ÖZDEMİR Kategori: Otobiyografi   Anasayfa   Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış    Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü    Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman Yazıları     Emin ÖzdemirNasıl Yazar Oldum?(*) Yazıyla tanıştığım ilk günleri anımsıyorum. Okumayı söktüğüm, harfleri birbiriyle çatıp sözcükler, sözcüklerden tümceler ürettiğim günleri... Doğduğum köyde, yokluğun ve yoksulluğun içinde yitip gitmiş Eğin'in bir gurbetçi köyünde, başlamıştım okula. O güne değin kitap olarak bir Kuran'ı görmüştüm, bir de Darendeli gezici çerçilerin katır sırtında getirip sattıkları Kan Kalesi, Battal Gazi, Kesik Baş, Hayber Kalesi Cengi türünden dinsel içerikli öyküleri. Bundan olacak besbelli, yazılı ve basılı her şeyde kutsal, gizemli bir yan varmış gibi geliyordu bana. Korkunun, ürkünün ağır bastığı bir duyguyla yaklaşıyordum onlara.Alfabeden okuma kitabına geçtikten sonra da bu duygum değişmemişti. Kitaptaki parçaların, öykülerin, şiirlerin insan elinden çıktığını düşünemiyordum. Hele resimler, resimlerdeki çocuklar... Bizlere benzemiyordu hiçbiri. Bakımlı, pırıl pırıl, güler yüzlü çocuklardı bunlar. Bizim dünyamızdan olamazlardı.Köy enstitüsüne girince kitaplar arasında bulmuştum kendimi. Enstitülerde kitabın yeri ekmekten önce gelirdi. Esat Mahmut Karakurt, Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu derken Balzac'ların, Hugo'ların, Dostoyevski'lerin, Çehov'ların dünyasına uzanmıştım. Yazının insan yaratısı bir güç olduğunu öğrendim. İnsanı ve toplumu değiştiren bir güç.Nereden geliyordu yazının gücü? Okudukça, bir kitaptan ötekisine geçtikçe bu sorunun üzerinde düşünmeye başladım. Gorki'nin o ünlü üçlemesini, Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken, Benim Üniversitelerim'i okurken sınırlı da olsa bu sorunun yanıtını bulmuş gibiydim: İnsan gerçeğini, ... Devamı