20 07 2011

“Tay”la Küçük Bir Gezinti

“Tay”la Küçük Bir Gezinti   Ock-Şub 2011 Sayi117 TUZ DAĞLARI LEYLA ŞAHİN   bu yıl bu dağların karı erimez bu dağlar tuz dağları göz erir tuz erimez bu yıl bu dağları turna turna turnalar uçamaz kırlangıçlar yuva yapamaz bu yıl evler gider odalar balkon gece ve deniz istese de kendi olamaz kimse istese de ölemez bu yıl ölemiyecek kadar yaralı çünkü : dağlara bak dağlara bak kara bak kara bak ! hangi tanesi daha beyaz nara bak ! hangi tanesi daha sıcak allah’a bak ! allah bile yetişemez bu yıl bir kadının çocuğunu sevmesindeki hıza bu yıl bu dağların karı erimez usta bu dağlar tuz dağları söz erir tuz erimez İstanbul, 2010 kış     Mart-Nisan 2010 ŞİİR ALANINA YÖNELEN İKİ ŞAİR MEHMET AYDIN   Karabük'ten Gülderen Canyurt'la, Kayseri'den Mehmet Ercan Özlü şiirleriyle, şiir alanında güvenli adımlarla ilerliyorlar. Şair Gülderen Canyurt, kendisini sürekli olarak yeniliyor, izleklerinde (temalarında) umudu, yaşamın karmaşıklığını, katkısız seviyi, eğitimin gücünü, insan ilişkilerinde olması gereken incelik ve sıcaklığı işliyor. Her alanda kadın duyarlığını dile getiriyor. Toplumumuzun değişik yörelerinde yaşanan katı töreler, yozluklar ve baskılara değiniyor. Özellikle kırsal bölgelerde gün ışığına çıkmamış aile içindeki kız çocuklarının yarım kalmış özlemlerinden söz ediyor. Karşılıklı olarak sevgi ortamında kurulmamış evliliklere ilişkin, kadınlardaki derin yalnızlıkları ele alıyor. Yapmacık tavırlarla gösterişçilik yapanlara hep karşı çıkıyor. Şair Gülderen, şiirlerinde bir arayış içindedir. Bu arayışın niteliği ve içeriği ise çok yönlüdür. Kimi yerde gerçek bir... Devamı

20 07 2011

“Tay”la Küçük Bir Gezinti

“Tay”la Küçük Bir Gezinti   Ock-Şub 2011 Sayi117 TUZ DAĞLARI LEYLA ŞAHİN   bu yıl bu dağların karı erimez bu dağlar tuz dağları göz erir tuz erimez bu yıl bu dağları turna turna turnalar uçamaz kırlangıçlar yuva yapamaz bu yıl evler gider odalar balkon gece ve deniz istese de kendi olamaz kimse istese de ölemez bu yıl ölemiyecek kadar yaralı çünkü : dağlara bak dağlara bak kara bak kara bak ! hangi tanesi daha beyaz nara bak ! hangi tanesi daha sıcak allah’a bak ! allah bile yetişemez bu yıl bir kadının çocuğunu sevmesindeki hıza bu yıl bu dağların karı erimez usta bu dağlar tuz dağları söz erir tuz erimez İstanbul, 2010 kış     Mart-Nisan 2010 ŞİİR ALANINA YÖNELEN İKİ ŞAİR MEHMET AYDIN   Karabük'ten Gülderen Canyurt'la, Kayseri'den Mehmet Ercan Özlü şiirleriyle, şiir alanında güvenli adımlarla ilerliyorlar. Şair Gülderen Canyurt, kendisini sürekli olarak yeniliyor, izleklerinde (temalarında) umudu, yaşamın karmaşıklığını, katkısız seviyi, eğitimin gücünü, insan ilişkilerinde olması gereken incelik ve sıcaklığı işliyor. Her alanda kadın duyarlığını dile getiriyor. Toplumumuzun değişik yörelerinde yaşanan katı töreler, yozluklar ve baskılara değiniyor. Özellikle kırsal bölgelerde gün ışığına çıkmamış aile içindeki kız çocuklarının yarım kalmış özlemlerinden söz ediyor. Karşılıklı olarak sevgi ortamında kurulmamış evliliklere ilişkin, kadınlardaki derin yalnızlıkları ele alıyor. Yapmacık tavırlarla gösterişçilik yapanlara hep karşı çıkıyor. Şair Gülderen, şiirlerinde bir arayış içindedir. Bu arayışın niteliği ve içeriği ise çok yönlüdür. Kimi yerde gerçek bir... Devamı

20 07 2011

ŞAIR IBRAHIM YILDIZ ŞIIR ÖDÜLÜ SONUÇLARI

EFLANI BELEDIYE BAŞKANLIĞI ŞAIR IBRAHIM YILDIZ ŞIIR ÖDÜLÜ SONUÇLARI Eflani Belediye Başkanlığı’nca bu yıl üçüncüsü düzenlenmiş olan “Şair Ibrahim Yıldız Şiir Ödülü”ne 95 şair, 238 şiiri ile aday olmuştur. Ismail Arslan, Tahsin Şentürk, Hüseyin Özmen, Gülderen Canyurt ve Hüseyin Lütfi Ersoy’dan oluşan Seçici Kurulumuz, yaptığı çalışma sonucunda; 1- Birincilik YELKOVAN rumuzlu Ali Ziya ÇAMUR’un KALK şiirine, 2- Mansiyon ASYA rumuzlu Keramettin ÇETIN’in KÂĞIT TOPLAMA GÜNLERI şiirine, 3- Mansiyon UMUDUN SILASI rumuzlu Duran AYDIN’ın ŞUBAT MAVISI şiirine verilmiştir. Eflani Belediye Başkanlığı başta olmak üzere katılımcı şairlerimizin tamamına ve Seçici Kurulumuza teşekkür eder, bol ürünlü bir yıl dileriz. Karabük Kültür ve Sanat Derneği Başkanlığı BIRINCILIK. RUMUZ: YELKOVAN ALI ZIYA ÇAMUR KALK ! Ey dost, Sürüklediğin rüzgârın alnımızda çiçekleşen tozu, Nakşeylesin zakkum kokusuna gül sevdamızı Susturulduğumuz ıslıklardan tornistan Yazıver yeni baştan, yeniçağın kantosunu. Dökülsün karşımıza kara aynanın sırları, Yıkılsın teker teker de olsa Küresel esaretin duvarları… Senden bana esen rüzgâr Açıyor dilimin barlanmış bağını. Ötelerin ürpertisinde saklı uçuk söylenceler Sönmüş yanardağlarından akıyorlar beynime. Kuşkuş kanatlı illegal dizelerin; Ince bir günaydına açılan penceremden Apansız düşüverir sokaklara boydan boya… Varsın yakamıza yapışan eli olsun hayatın Ter yaşamanın sırmalı izi, Simini hangi nehir yıkayabilir? Ensesiz bir akşama düşürürüz inadı, Sarmala... Devamı

20 07 2011

Kadının Güvenliği mi, Erkeğin Mahremiyeti mi?

Kadının Güvenliği mi, Erkeğin Mahremiyeti mi? Kadın internette tanıştığı erkeğin suç kaydını öğrenebilmeli mi? İngiltere’de başlayan tartışmanın iki ucunu kadınların güvenliği ve kişisel hayatın mahremiyeti oluşturuyor. Prof. Dr. Akdeniz de girişimi yorumluyor.   Manchester - BİA Haber Merkezi 18 Temmuz 2011, Pazartesi         İngiltere'de, bir çocuk annesi Clare Wood adlı kadın Facebook'ta tanıştığı sevgilisi tarafından öldürüldü. Cinayetin ardından İngiltere'de yeni bir tartışma başladı: Kadınlara internette tanıştıkları erkeklerin suç kayıtları hakkında bilgi edinme hakkı verilmeli mi, verilmemeli mi? İngiltere'de internette tanıştıkları erkekler tarafından öldürülen kadınların sayısı artınca, kadınlar bu yönde güvenliklerini sağlamanın peşine düştü. Bu çerçevede çıkarılması istenen yeni bir yasa tartışılıyor şimdi. Bu şekilde öldürülen Clare Wood'a atfen Clare Yasası olarak adlandırılan yasanın çıkmasını savunanlar, kadınların internet yoluyla tanıştıkları erkeklerin şiddet suçu işleyip işlemediğini öğrenebilmesinin bu kadınları koruyacağı görüşündeler. Ancak ülkede yasanın kişisel özgürlükleri kısıtladığı yönünde çok ciddi itirazlar, eleştiriler de var. Muhafazakar milletvekillerinin başını çektiği bu grup "kadınların polise gidip potansiyel erkek arkadaşı hakkında bilgi isteyebileceği bir sistem"in olamayacağını, bu konuda sıkı kurallar getirilmesi gerektiğini savunuyor. Clare Wood'un babası Michael Brown ise "Kızım aptal değildi. Geçmişini bilseydi o adamdan hemen uzaklaşırdı" diyor. Clare Yasası taraftarlarının savunması da bu mantık üzerine kurulu: "Önceliğimiz bir kadının yaşamı pahasın... Devamı

20 07 2011

Kadının Güvenliği mi, Erkeğin Mahremiyeti mi?

Kadının Güvenliği mi, Erkeğin Mahremiyeti mi? Kadın internette tanıştığı erkeğin suç kaydını öğrenebilmeli mi? İngiltere’de başlayan tartışmanın iki ucunu kadınların güvenliği ve kişisel hayatın mahremiyeti oluşturuyor. Prof. Dr. Akdeniz de girişimi yorumluyor.   Manchester - BİA Haber Merkezi 18 Temmuz 2011, Pazartesi         İngiltere'de, bir çocuk annesi Clare Wood adlı kadın Facebook'ta tanıştığı sevgilisi tarafından öldürüldü. Cinayetin ardından İngiltere'de yeni bir tartışma başladı: Kadınlara internette tanıştıkları erkeklerin suç kayıtları hakkında bilgi edinme hakkı verilmeli mi, verilmemeli mi? İngiltere'de internette tanıştıkları erkekler tarafından öldürülen kadınların sayısı artınca, kadınlar bu yönde güvenliklerini sağlamanın peşine düştü. Bu çerçevede çıkarılması istenen yeni bir yasa tartışılıyor şimdi. Bu şekilde öldürülen Clare Wood'a atfen Clare Yasası olarak adlandırılan yasanın çıkmasını savunanlar, kadınların internet yoluyla tanıştıkları erkeklerin şiddet suçu işleyip işlemediğini öğrenebilmesinin bu kadınları koruyacağı görüşündeler. Ancak ülkede yasanın kişisel özgürlükleri kısıtladığı yönünde çok ciddi itirazlar, eleştiriler de var. Muhafazakar milletvekillerinin başını çektiği bu grup "kadınların polise gidip potansiyel erkek arkadaşı hakkında bilgi isteyebileceği bir sistem"in olamayacağını, bu konuda sıkı kurallar getirilmesi gerektiğini savunuyor. Clare Wood'un babası Michael Brown ise "Kızım aptal değildi. Geçmişini bilseydi o adamdan hemen uzaklaşırdı" diyor. Clare Yasası taraftarlarının savunması da bu mantık üzerine kurulu: "Önceliğimiz bir kadının yaşamı pahasın... Devamı

20 07 2011

30 Yıl Önce: Kürtler, Sol ve DDKO

30 Yıl Önce: Kürtler, Sol ve DDKO Kürtlerin iyi beyaz adamlara değil Murat Belge, Hasan Cemal, Baskın Oran gibi Türklere ihtiyaçları var. Çünkü kahramanımız çok, mezarlıklar kahramandan geçilmiyor. Baskın Oran bu bakımdan Türkiye için, Kürtler bir için değer. Gülnur ELÇİK gulnurelcik@gmail.com   Diyarbakır - BİA Haber Merkezi 04 Ağustos 2007, Cumartesi         Kürtlerin toplam 12 mitingde, 10 bin kişilik bir katılımla taleplerini dile getirdiği doğu mitingleri (1967- 1969) ve sonrasında bu mitinglerin kazandırdığı ivmeyle kurulan Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO), cumhuriyet döneminden bu yana yasal Kürt hareketinin nüvesini oluşturdu. Her iki hareket de "doğuluların" kendilerini Kürt kimliği ile tanımlamaya başladıkları, çocuklarına ilk kez Kürtçe isimler koydukları, sol hareket ile tanışarak kimliklerinin ifadesinde tarihsel dinsel söylemle bağlarını kopardıkları ve ağalık düzenini sorgulayarak "bütünleşmeye yönelik" talepler sundukları örnekler olarak, "Türk siyasi tarihi" ifadesini zorlayan bir "Türkiye siyasi tarihi"nin varlığına ilişkin kanıtlar sunuyor. Bundan 30 yıl sonra 22 Temmuz seçimlerinde Kürtler ve sosyalistler ortak bir kampanya yürüterek Meclise 20'den fazla milletvekili gönderdi. O ilk işbirliğinin başladığı mitinglerin ve DDKO'ların Kürt hareketi ve sol hareket açısından etkilerini bizzat hareketin içinde yer almış olan Ümit Fırat'la konuştuk. Doğu mitingleri fikrinin metropollere göçmüş üniversiteli Kürt gençlerinden çıktığını biliyoruz. Metropollerdeki bu Kürt gençleri Doğulu toprak ağalarının &... Devamı

20 07 2011

Olaylı konserdeki Türkiye gerçeği yüzde 50-50

Olaylı konserdeki Türkiye gerçeği yüzde 50-50 Cuma akşamı İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın düzenlediği Caz Festivali kapsamında sahne alan ünlü İspanyol gitarist Javier Limon’ın 4 kadın sanatçıya eşlik ettiği Suyun Kadınları (Mujeres de Agua) konserine gittim. Can sıkıcı anların yaşandığı konseri önce yerimden, sonra asıl görmek istediğim Buika’yı da en arkada izledikten sonra Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’ndan ayrıldım. HAYRET Kİ: Hoş olmayan dakikalar yaşadık, ama asıl şoku daha sonraki üç gün içinde gazetelerden okuduğum yazılardan sonra yaşadım. O haber ve yorumlar, hakaretler, hezeyanlar, aşağılamalar ve fırsattan istifade Türkiye sevgisizliği sergilenmesi ibret verici bir durum. ÖYLE OLMADI: Ayrıntıları anlatacağım ama baştan söyleyeyim. Yazılanların (birkaçı hariç) hiçbirine inanmayın. Aynur Kürtçe söylediği için protesto edilmedi. Şarkıları büyük alkış aldı. Bir iki gerginlik dışında kavga çıkmadı sahneye bir minder, bir pet şişe atıldı. CAZ’I PEK SEVMEM: Şimdi baştan alayım. Cazı pek sevmem. Ama iyi cazcıları bilirim ve izlemeye çalışırım. Buika’nın adını duyunca “Bu konseri izlemeliyim” dedim. Bir arkadaşımın becerikliliği sayesinde 17. sıradan yer bulduk ve konsere gittik. BİRAZ SIKICI: Javier Limon çok ünlü bir gitarist. Konserin ilk solisti İspanyolların yükselen yıldızı La Shica’nın okuduğu ağıtlar çok ağırdı. Ama çok ilginç bir ses ve nağme duymak da insana farklı bir duygu veriyordu. La Shica’dan sonra sahneye Sandra Carrasco geldi. VE BİR KANUN: Carrasco sahne alırken Javier Limon bir kanun sanatçısı davet etti sahneye. &ld... Devamı

09 04 2011

Sorunlu Zihniyet ve Algı Kalıpları

Sorunlu Zihniyet ve Algı Kalıpları Kürt Sorunu Nasıl Çözülebilir-1 İkinci Bölüm: Kürt Sorunu'nun Evrimini Etkileyen Düşünsel Zaaflar 3.Bölüm:Özerklik anlaşması Kürt sorununu çözer mi? Kürt sorunu Nasıl Çözülebilir-4 Kürt Sorunu Çözülebilirmi -5 Kürt Sorunu Nasıl Çözülebir-6  Kürt Sorunu Çözülebilirmi -5 29.01.2011 Çözüm sürecinde her bir tarafın ve aktörün Kürt Meselesi’ne bakışları, hedefleri, güçleri ve psikolojileri farklıdır. Elbette rolleri de farklıdır. Meselenin çözümü, her bir taraf ve aktörün sürece dahil edilerek, katkıda bulunarak ve ikna olmuş bir halde aktif olmalarına bağlıdır.  Başlangıcından bu yana sorun katman değiştirmiş, devlet-birey arası sorun iken, şimdi yanına toplumsal sorun boyutu da eklenmiştir. Üstelik Türklerin önemli bir kısmının giderek sertleştikleri de gözlenmektedir. Bunun yanı sıra olumlu bir katman değişikliği de yaşanmış ve mesele ilk kez bu kadar derinlikli siyaset zemininde tartışılır olmuştur. Üstelik ilk kez devletin kurumları arasında da çözüm niyetliliği konusunda mutabakat gözlenmektedir. Siyasi zeminde partilerin ve yandaşlarının meseleye bakış açılarında elbette farklılıklar vardır. Fakat her bir partinin seçmen tabanının homojen olmadığı, Kürt Meselesi’ne bakışlarının da tek tip olmadığı gözden ırak tutulmamalıdır. Bu nedenle seçmen seviyesinde parti tercihine bakarak toplu ve kategorik bakışlar, yaklaşımlar geçerli ve doğru değildir. Sonuç olarak seçmenlerin tümünün ortak huzur ve barı... Devamı

09 04 2011

KÜRT sorunu basit özerklik anlaşmasıyla ÇÖZÜLEMEZ!

KÜRT sorunu basit özerklik anlaşmasıyla ÇÖZÜLEMEZ!   Kürt Sorunu Nasıl Çözülebilir-1 İkinci Bölüm: Kürt Sorunu'nun Evrimini Etkileyen Düşünsel Zaaflar 3.Bölüm:Özerklik anlaşması Kürt sorununu çözer mi? Kürt sorunu Nasıl Çözülebilir-4 Kürt Sorunu Çözülebilirmi -5 Kürt Sorunu Nasıl Çözülebir-6   27.01.2011  ABD Princeton Üniversitesinde çalışmalar yapan Koç Üniversitesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Murat Somer'in, “Kürt Meselesinde Son Fırsat: Dünü ve Bugünü Barış İçin Yorumlamak” başlıklı analizinin dün ve önceki gün yayımlanan iki bölümünde, siyasi partiler ve seçmenlerinin Kürt sorununun çözümü çabalarına karşı pozisyonları ile “düşünce zaafları” üzerinde duruldu.  Somer'in T24 için kaleme aldığı analizin “sonuç” bölümünü aşağıda takdim ediyoruz. Ara başlıklar Somer değil, okumayı kolaylaştırma amacıyla T24 editörlerince kullanılmıştır   Sonuç Yerine Türkiye değişiyor ve değişmek zorunda. Değişim her şeyden önce Türkiye’nin değişen sosyoekonomik ve demografik yapısından, bölgesindeki değişen jeopolitik dengelerden, değişen dünyadan ve değişen dünyada Türkiye’nin farklılaşan ve yükselen konumu gibi birçok dinamikten besleniyor.  Peki bu arada Türkiye demokratikleşiyor mu, otoriterleşiyor mu? Bu sorunun aslında tek bir ... Devamı

09 04 2011

Kürtlere farklı haklar eşitlik ilkesini bozmaz

    Kürtlere farklı haklar eşitlik ilkesini bozmaz   T24 - “Kürt Meselesinde Son Fırsat: Dünü ve Bugünü Barış İçin Yorumlamak” başlıklı analizin dünkü bölümünde, genel bir değerlendirmenin yanı sıra siyasi partilerin yönetimleri ile tabanlarının Kürt sorununun çözümü çabalarında bulundukları yerlere işaret edildi.   Halen Princeton Üniversitesi'nde çalışmalar yapan Koç Üniversitesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Murat Somer'in, T24 için kaleme aldığı ve “düşünsel zaaflar” üzerinde durduğu analizinin ikinci bölümünü aşağıda takdim ediyoruz. Doç.  Somer'e ait olmayan kırmızı ara başlıklar, okumayı kolaylaştırmak ve bazı önemli noktalara vurgu yapmak amacıyla T24 editörlerince konmuştur.  Kürt meselesinde hangi partinin tabanı çözüme daha yakın (Dizinin ilk bölümü) 2. KÜRT SORUNU’NUN EVRiMiNi ETKİLEYEN DÜŞÜNSEL ZAAFLAR   Bu özetin amacı şu veya bu modeli veya çözümü savunmak değildir. Buna siyasetçiler ve Türkiye kamuoyu karar verecektir. Demokrasiler uzlaşmaya dayalı olduğu sürece prensip olarak her reformu ve kurumsal düzenlemeyi tartışabilir ve uygulayabilirler. Amaç çözüme yönelik tartışmaların daha doğru kavramlar ve bilgiye dayalı tercihler üzerinden yapılmasına yardımcı olabilmektir. Bu, varılması umulan uzlaşmanın uygulanabilir ve kalıcı olabilmesi için önemlidir.   2.1. Eşit ha... Devamı

09 04 2011

Kürt meselesinde son fırsat: Dünü ve bugünü barış için yorumlam

    Kürt meselesinde son fırsat: Dünü ve bugünü barış için yorumlamak       SUNUŞ   Türkiye değişiyor ve değişmek zorunda. Bu değişim her şeyden önce Türkiye’nin değişen sosyoekonomik ve demografik yapısından, bölgesindeki değişen jeopolitik dengelerden, değişen dünyadan ve değişen dünyada Türkiye’nin farklılaşan ve yükselen konumu gibi birçok dinamikten besleniyor. Dolayısıyla değişimin lehinde veya aleyhinde olmak anlamlı seçimler değil. Önemli olan, değişimin önünden yürüyüp onu yönlendirebilmek. Yoksa değişimi gerisinden takip etmek zorunda kalmak da bir diğer seçenek.   Eğer siyasal aktörler değişimin önünde olmayı seçerlerse o zaman daha müreffeh, daha demokratik ve herkes için daha fazla özgürlüğün, güvenliğin ve hukuk devletinin olduğu bir Türkiye hedefine yönlendirebilirler. Uzlaşma yoluyla daha özgürlükçü, rejimin temel prensiplerine sadık, ama çeşitliliğe açık, değişen gerçeklere uygun ve Türkiye’nin önünü açan yeni bir anayasa yapabilirler. Toplumsal barışı ve demokrasiyi güçlendirebilirler. Eğer bu becerilemezse, sonuçları tahmin edemeyeceğimiz kadar ağır olabilir.   Bu durum belki en çok Kürt meselesi için geçerli.   Kürt meselesiyle ilgili son yirmi yılda yazılan yazılara bakıldığında belli aralıklarla “kritik dönüm noktası,” “çözüm şansı” gibi... Devamı

22 03 2011

Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 4 (1950- 1959)

Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 4 (1950- 1959) / Ali ŞAHİN ____________________________________________________________________ 1950 AKBAL, Oktay: Garipler Sokağı 1950 AZRAK, Kerime Nadir: Posta Güvercini 1950 BERKANT, Muazzez Tahsin: Gönül Yolu 1950 BERKANT, Muazzez Tahsin: Sarmaşık Gülleri 1950 ÇALAPALA, Rakım: Köye Giden Gelin 1950 KARAY, Refik Halid: Bu Bizim Hayatımız 1950 KARAY, Refik Halid: Nilgün "Türk Prensesi Nilgün" 1950 KOZANOĞLU, Abdullah Ziya: Karakoldaki Ayna 1950 ORHAN KEMAL: Avare Yıllar 1950 TÜLBENTÇİ, Feridun Fazıl: Osmanoğulları 1951 BAŞAR, Şüküfe Nihal: Çölde Sabah Oluyor 1951 HANÇERLİOĞLU, Orhan: Karanlık Dünya 1951 KOZANOĞLU, Abdullah Ziya: Dağlar Delisi 1951 SAFA, Peyami: Yalnızız 1952 AZRAK, Kerime Nadir: Ruh Gurbetinde 1952 BENER, Hikmet Erhan: Acemiler 1952 HANÇERLİOĞLU, Orhan: Büyük Balıklar 1952 HİSAR, Abdülhak Şinasi: Ali Nizami Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği 1952 KARAKURT, Esat Mahmut: Erikler Çiçek Açtı 1952 KARAY, Refik Halid: Nilgün "Mapa Melikesi Nilgün" 1952 ORHAN KEMAL: Cemile 1952 ORHAN KEMAL: Murtaza 1952 REŞAT ENİS: Yolgeçen Hanı 1952 TÜLBENTÇİ, Feridun Fazıl: Sultanların Aşkı 1953 ARIT, Fikret: Maziden Gelen Sesler 1953 AZRAK, Kerime Nadir: Pervane 1953 BERKANT, Muazzez Tahsin: Sevmek Korkusu 1953 DANIŞMAN, Zuhuri: Cellat Çeşmesi 1953 HANÇERLİOĞLU, Orhan: Oyun 1953 İLHAN, Attila: Sokaktaki Adam 1953 KARAOSMANOĞLU, Yakup Kadri: Panorama 1 1953 KARAY, Refik Halid: Yeraltında Dünya Var 1953 KARAY, Refik Halid: Dişi Örümcek 1953 ORTAÇ, Yusuf Ziya: Üç Katlı Ev 1954 ADIVAR, Halide Edip: Döner Ayna 1954 AKA GÜNDÜZ: Bir Kızın Masalı 1954 ERDURAN, Refik: ... Devamı

24 12 2010

BERAAT ETTİ

SELÇUK EREZ Sepet sepet yumurta! Üniversiteler dökülüyor. Öğrenciler dertli, sorunlarının kendi görüşlerinin de alınacağı demokratik ortamda çözülebileceğine -yerden göğe haklı olarak- inanıyorlar. Demokratik ortam mı? Bu nerede? İki yıl önce İTÜ açılışında Başbakan’ı protesto eden 18 öğrenci şimdi 15 ay hapse mahkûm edildi; Dolmabahçe’de üniversite sorunları tartışıldığında “bizi de dinleyin” diyen, gösteri yapan öğrenciler dayak yediler. Öğrenciler o zaman ne yaptılar? Protesto ettiler: Onları destekleyen Ankaralı öğrenciler Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde konuşmaya giden AKP milletvekili Burhan Kuzu’ya yumurta attılar. Kuzu, çok sinirlendi, üniversitenin rektörünün ve dekanının istifa etmelerini istedi, “Böyle yöneticiliği babam da yapar!” dedi, “bu kadar beyinsiz öğrenciler görmediğini” de söyledi. Yumurta, dünyanın her yerinde bir protesto, kınama aracı olarak kullanılıyor. Domatesi de tercih edenler var tabii. Böyle protesto edilenler ne yapıyorlar? l Britanya’da Başbakan Vekili John Prescott, 2001’de kendisine yumurta atan bir gence saldırmış, onla itişip kakışmıştı. O zaman Prescott’un tepkisi kınanmış, tutumunun Başbakan Blair’in kampanyasını berbat ettiği belirtilmişti. BBC yorumcusu Nick Assinder, “Prescott’un bu davranışının, onun, işgal ettiği politik mevki için elverişli olup olmadığının sorgulanmasına yol açacağını” söylemişti. l Arnold Schwarzennegger, 2003’te Kaliforniya Devlet Üniversitesi’nde öğrencilerin yumurtalarına hedef olduğunda, “Keşke domuz pastırması da atsaydınız...” demiş ve olayı “düşünceleri serbest açıklama hakkı&rdquo... Devamı

24 12 2010

Nermin Abadan Unat'la yaşam koşusunu konuştuk

Nermin Abadan Unat'la yaşam koşusunu konuştuk 'Anayasa işi Kurucu Meclis ile çözülür' 'Hocaların Hocası' olarak anılan Nermin Abadan Unat, hem yaşamıyla hem de akademik kariyeriyle önemli bir isim. Henüz 14 yaşında Türkçe bilmediği halde okumak için Türkiye'ye gelmeyi kafasına koymuş ve bunu başarmış. İngilizce, Almanca, Fransızca, Macarca ve Türkçe biliyor. Türkiye'nin ilk kadın gazetecilerinden. Türkiye'nin ilk kadın siyaset bilimcisi. Emre Kongar, Ahmet Taner Kışlalı, Ertuğrul Özkök, Deniz Baykal, Baskın Oran, Ünal Batu, Ünsal Oskay ve Hasan Celal Güzel gibi daha birçok tanınmış ismin hocası. Sedef Kabaş imzalı Hayatını Seçen Kadın: 'Hocaların Hocası' Nermin Abadan Unat adlı kitapta hem mücadelesi anlatılıyor hem de Türkiye'nin 80 yılının panoraması çiziliyor. Nermin Hocaya geçmişten bugüne anayasa tartışmalarını sormadan edemezdik elbette. Sedef Kabaş'ın büyük emeğine saygıyla Nermin Abadan Unat ile yaşamını konu alan kitabını konuşurken asıl ağırlığı kaçınılmaz olarak adalet ve hukuk konularına verdik bu nedenle. Gamze AKDEMİR -Boğaziçi Üniversitesi'nde yüksek lisans dersleri veriyorsunuz, ondan bahsederek başlayalım söyleşimize, anlatır mısınız? - Birinci sömestrde elli senedir üzerinde çalıştığım, bir sürü yayın yaptığım 'Göç ve İltica'; ikinci sömestrda 'Dünya Politikasının Ana, Güncel Konuları' üzerine, 'Küreselleşme' -ki bu yıl 'Küreselleşme İçinde Devletin Rolü' üzerine yoğunlaşacağım- 'İslam, Çevre, Yeni Medya' üzerine bağlantılı dersler veriyorum. Hukuken yarı zamanlı bir öğretim üyesiyim. Boğaziçi'ne gelmemin n... Devamı

24 12 2010

Münir Göle'den 'Yansılar Kitabı'

Münir Göle'den 'Yansılar Kitabı' Gel zaman git zaman öyküler Münir Göle'nin yeni öykülerini topladığı Yansılar Kitabı, her gün yanından geçip gittiğimiz ayrıntılara yelken açıyor. Kadın, erkek, geçmiş, gelecek, bugün, bellek, gelenek, ilişkiler ve yolculuklar başrolde. Göle, hikâyelerinde sıradan hayatları konu ederken insanın bazen takılıp kaldığı bazen de kendine hiç sormadığı soru(n)ları kahramanları aracılığıyla eşeliyor. Ali BULUNMAZ Münir Göle'nin daha önceki kitaplarıyla meşgul olan okur anımsar, onlarda hep bir hareket var. Bunun da ötesinde Göle, insanı mutlaka birkaç noktada yakalayan yaratılar kotarır. Yansılar Kitabı da böyle. Öykü kitaplarındaki tüm hikâyeleri tek tek ele almak tekin bir yol değil ama şimdi haklı bir gerekçe var. Ona yazının sonunda değinilecek.   HAYATTAN ÖYKÜYE, ÖYKÜDEN HAYATA Aslında her bir öykünün kahraman ya da kahramanları, kitabı eline alan okuyucudan uzağa düşmüyor. Bu, kimilerine ters ya da yaratıcılıktan yoksunluk gibi gelebilir. Fakat tüm öyküler dikkatle okunduğunda görülecek ki, o karakterleri hayattan alıp öyküyle yeniden hayatın içine yerleştirebilmek de büyük emek ve yetenek istiyor. Kısaca, sırıtan bir tarafı yok hiçbirinin. Acemi 'yazarların' veya kendini dev aynasında kaybedenlerin sıkıcılığı yok kitapta. Sessiz, sakin ve ağırbaşlı bir anlatım var. Üstelik bazı bazı bilgece konuşan kahramanları da unutmamalı. Örneğin 'Zaman Kayması' adlı öyküdeki kişilerin ya da kahramanların, insanın kuşkularına seslendiğini işitiyoruz. İki kişi arasında geçen; geçip gitmeyen, zamana yayılan ve bazen sıkıntı veren bazen de mutluluk... Devamı

24 12 2010

A. Didem Uslu'nun yeni romanı

A. Didem Uslu'nun yeni romanı Adı 'Ğ' olan bir roman A. Didem Uslu'nun kaleme aldığı Ğ, Tankların Gölgesinde Biten Kırçiçeği adlı romanda 1960'lardan 80'lere dünyayı değiştirme heyecanıyla yola çıkan gençliğin serüveni anlatılıyor. Toplumsal değişimlerin yanında bireysel sorunların yansıtıldığı kitapta, insani değerlerle kuramsal yaklaşımların çatışması da öne çıkarılıyor. Çiğdem KILIÇ 'Mutluluk nedir ki sanki? Bazen bir somun ekmek ve sıcak bir çatıaltı, bazen bir kürk palto ve mücevherler. Bazen torunlarla ağaçlı bir yolda uzun yürüyüş, kimi zaman da ılık bir günde, yaşamdan bir iki saat daha...'(1) Neydi sahi mutluluk? Bir kadının kocasına duyduğu aşk mıydı? Kadın olmayı, olabilmeyi keşfetmeye çalıştığı süreçte yaşadıkları mıydı? Sahi bu süreçte mutlu muydu Gonca. Peki, ya kadın olmaya çalışan Gonca, eşinin ve erkek kardeşinin yaşama bakarken en çok kullandığı gözlerinin onlara gösterdiğini kabul veya reddederken mutlu muydu? Sahi bu, 'sağım solum sobe, saklanmayan ebe' oyununun neresindeydi?   YAŞAMDA VARLIĞI YOKLUĞU BELLİ OLMAYAN BİR HARF Gonca'nın adıyla bütünleşen yaşamında, yaşama ve kadınlığa bakışında 'Gonca' olmaktan, büyümeye, gelişmeye, değişmeye başlayan bir kadının yaşamından yansıyanlar, A. Didem Uslu'nun kaleme aldığı ikinci romanı Ğ. 'Ğ', öyle bir harftir ki, ne bir sözcük başlar olunla ne de tellaffuz edilir sözcüklerin içinde geçerken. Yumuşaklığındandır belki de bu kadar yok görünürken vazgeçilmez oluşu. Harflerin arasında yumuşacık geçişler yapan bu harf, yaşamda varlığı yokluğu belli olmayan kimi kadınların temsilidir belki roman iç... Devamı

24 12 2010

Mehmet Zaman Saçlıoğlu'ndan

Mehmet Zaman Saçlıoğlu'ndan İki ve Keçi Mehmet Zaman Saçlıoğlu İki ve Keçi'de, keçiden, sayılardan, yıldızlardan söz ederken insana odaklanıyor. Kitapta, zaman içinde değişen ve değişmeyen yanlarımız, tutkularımız, korkularımız, aşklarımız, yaptığımız kötülükler ve iyilikler bir keçinin öyküsünde, fantastik, yalın bir dil ve kışkırtıcı imgelerle anlatılıyor.p Barış Çağrı GENÇ Dinlediğimiz masallarda iki inatçıydılar. Birbirlerine yol vermedikleri için köprüden düşmüş, derede boğulmuşlardı. Biz büyüdükçe devam etti hazin, gülünç, erotik hikâyeleri. Hatta şeytanı betimlerken bile onu kullandık. Onları hikâyelerde bu denli kötü anlatmamızın mutlaka bir nedeni olmalı? Sanırım hem bizimle birlikte yaşayan, hem canı istediğinde en dik kayalara tırmanıp özgürlüğünü ilan eden bu asi yaratığın davranışlarına epey bozulmuş olmalıyız. Kendinde evcili ve vahşiyi, iyiyi ve kötüyü bir arada barındıran keçinin bu hali, Saçlıoğlu'nun yeni kitabı İki ve Keçi'nin tüm öykülerinde karşımıza çıkıyor: 'O zaman Tanrı'nın tek ve bir durması daha iyi,' dedim gözlerine bakarak (...) O zaman Tanrı'yı anlayamayız, iki ayrı tek olmaları daha iyi. Onlar çatıştıkça biz doğruyu göreceğiz. Akıl o zaman çalışmaya başlar. İyi ve kötü karşıtlığı.'   PAN GİBİ... Kitapta, yalnızca iyi ve kötünün karşıtlığı sorgulanmıyor, aynı zamanda bireyin içindeki ikilikler de irdeleniyor: 'Ben ikiyim bu durumda, senin yerine düşünüyor, seni içimde konuşturuyorum' dedim. 'Ya tersiyse' dedi. Şu anda ya ben seni içimde konuşturu... Devamı

08 05 2010

Türkçe Günlükleri FEYZA HEPÇİLİNGİRLER

    Türkçe Günlükleri FEYZA HEPÇİLİNGİRLER 10 ARALIK CUMA Televizyonun girdiği yerde halk kültürünün özgün varlığını sürdürmesi çok zor. Çeşitli alanlarda yapılacak sözcük, türkü, masal, halk hikâyesi derlemeleri, bu açıdan önemli. Türkçenin bir zenginliğinin deyimler olduğunu biliyoruz. Deyim de genellikle sözlü kültür aracılığıyla edinilen bir söz varlığı. Genç kuşakların deyim bilmemesinin ana nedeni, çekirdek ailelerde büyümeleri, büyürken masal dinlememeleri. Çünkü çocuklar, kendilerine masal anlatan nineler ve dedelerle aynı evlerde yaşamıyorlar artık. Çanakkale Kitaplığı (ÇNK) Çanakkale Halk Kültürü dizisinin ikinci kitabı olarak 'Masal Masal İçinde - Çanakkale Masal İçinde'yi yayımladı. Masalları, 'Ben bu kitabı, evrensel olanı anlayabilmek için, öncelikle kendi halkının kültürünü öğrenmesi gerektiğine inandığım, ülkemiz çocuklarına yazdım' diyen Ömer Gözükızıl dinlemiş, düzenlemiş ve yazmış. Okullarda tiyatroya yeterince yer vermiyoruz ne yazık ki! Oysa tiyatro, öğrencinin konuşma becerisi edinmesini, çekingenliğini yenmesini sağladığı gibi, yaşama her bakımdan hazırlanmasını da destekleyen bir sanat türü. 'Birleşmiş Yazarlar Şairler ve Bestekârlar Derneği' yayını olarak çıkan, Aydemir Gezgin'in yazdığı 'Kurtuluştan Bugünlere', okullarda sıkıntısı çekilen, eksikliği duyulan, sahne oyunlarını içeriyor. Mehmet Sadık Bozkurt, bir tanesi de benimle ilgili olan anılarını öyküleştirerek kitaplaştırmış; adını da 'Memleket Çok Laftan Battı' koymuş. Yeşim... Devamı

08 05 2010

Atilla Keskin'den bir anlama kitabı

‘Ne Şeriat Ne Darbe!’ MERİÇ VELİDEDEOĞLU 2007’de yapılan tarihsel “Cumhuriyet Mitingleri”nin bu temel sloganını, geçen hafta 16 Aralık’ta “Balyoz Davası”nı izlemek için gittiğim Silivri’deki mahkemede anımsadım. Mahkeme salonunun “sanık”lara ayrılmış bölümünü bütünüyle doldurmuş olan “Türk Silahlı Kuvvetleri”ni (TSK) görünce, insan bu sloganın üç yıl içinde nereden nereye geldiğini elle tutulur gibi algılıyor. Mitinglerde bu temel sloganı destekleyen yan sloganlar da vardı; örneğin, “Türban Çankaya’ya Çıkamaz!”; “Türkiye Cumhuriyeti İslam Devleti olamaz!”, “Türkiye Laiktir Laik Kalacak!” gibi. Örneklerde de görüleceği üzere, milyonların yürekten seslendirdiği sloganların hemen hemen tümünde vurgulanan, “şeriat”a “karşı” oluş, karşı duruştu. “Darbe” ise “Şeriat’a da Hayır Darbe’ye de Hayır!”ın kısaltılmışı olan temel sloganda “Ne Şeriat ne Darbe!”de yer alıyordu. Anımsanacağı gibi, bu mitinglerin hemen ardından, “22 Temmuz 2007”de yapılan genel seçimi yine “AKP” kazanmıştı. “28 Temmuz”da da; “anayasanın ilk üç maddesi çok ilkeldir” diyen; “Türkiye’ye en ağır tahribatı laiklik ilkesinin yaptığını” ileri süren A. Gül, “laik Cumhuriyet ilkesi”ne “bağlı” kalacağına “yemin” ederek Çankaya’ya çıkmış, türbanlı eşiyle yerleşmişti Ankara’nın tepesine... Böylece “Laik TC Devleti”nin başına, “şeriat düzeni”ni benimsediğini ilan eden biri geçiyordu; “TC Hükümeti”n... Devamı

08 05 2010

Kitap İçin

Kitap İçin SELÇUK ALTUN... LXXXVII CK; 2010-05-06 'Siz Beni Bulun Ben Ararsam Herkes Anlar' SELÇUK ALTUN 'Münire Turan ve Gökhan Eminsoy için' 2151- Ocak ayının dondurucu soğuğunda Paris'e gitmemizin ana nedeni, Grand Palais'deki 'Bizans'tan İstanbul'a' sergisiydi. Etkinliği bitimine dört gün kala izlediğimize sevinemedik. Beklesek onu sonbaharda, İstanbul'da da izlemek mümkünmüş. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti olunca yıllık etkinlik programı yayımlandı da ben mi atladım? Kültürlü dostlarımın da bu tür bir listeden haberleri yok. Yalnız estet-başı Engin Yenal'ın yolladığı ve bir İngilizin hazırladığı internetsel tanıtım yazısında, planlanan dört küresel etkinlik içinde serginin adını iş işten geçtikten sonra görmüş oldum. O kaynaktan bir şey daha öğrendim; 2010'da Avrupa'nın bir değil üç kültür başkenti var. Diğerleri Almanya'dan Essen ve Macaristan'dan Pecs kentleri' 2152- İşkillenip internetten, Avrupa Kültür Başkentliği maddesiyle ilgili kısa bir (t)arama yaptım. Fikir, Yunanistan'ın Kültür Bakanlığı'nı yaptığı sırada, aktrist Melina Mercouri'ye ait. 1985'te kıtanın ilk kültür başkenti Atina /1986'da Floransa /1989'da Paris /1995 ve 2007'de Lüksemburg /2000'de 9 kent /2009'da Vilnius ve Linz /2011'de Turku ve Tallinn /2012'de Guimaraes ve Maribor. Eminim sayılanlar arasında adını duymadığınız veya kültür başkenti özelliğinden kuşkulandıklarınız yok değildir. Bu arada Roma, Venedik, Londra ve St. Petersburg gibi kültür mega-kentleri başkentliğe henüz aday olmamışlar, eminim hiç olmayacaklar. Uygulama giderek bir Eurovizyon Şarkı Yarışması şenliğine mi dönüş... Devamı

08 05 2010

Ferzan Özpetek’in Tekinsiz Sofraları

PANDORA'NIN KUTUSU Taraf; 02.04.2010 Nilüfer Kuyaş Ferzan Özpetek’in Tekinsiz Sofraları Şişhane’nin en yeni, şık-salaş tipi restoranı Public’teyiz; büyük sofrada sinema eleştirmenleri buluşmuş. Ben dış kapının dış mandalı, üstelik geç gelmişim, kenardaki bara tünüyorum; tek amacım, on yıldır görmediğim Ferzan’la hasret gidermek. Bir gece önce izlediğim Serseri Mayınlar filminin güzelliği, sabaha kadar içime işlemiş, yemek görecek gözüm yok. Ana yemeklerden tatmadım, başlangıçlar lezizdi, ama en güzeli sakızlı muhallebiydi ve gördüğümüz film o sakızlı muhallebi kıvamındaydı –dramı, komedisi tam yerinde, sütün koyuluğuyla şekerin inceliği orantılı, sakızın hafif acısı bize hayatın kederini ve coşkusunu aynı anda tattırıyor. Ferzan’ı büyük bir sinema ustası yapan özelliği o yemekte tekrar keşfediyorum; çünkü hepimiz aklımıza takılan “havada kalmış” ayrıntıları soruyoruz vık vık, Ferzan ise bazı şeyleri uzun uzadıya açıklamayı sevmediğini söylüyor. İşte onun sırrı burada: Hansel ve Gretel’deki ekmek parçaları gibi, izleyiciye işaretler bırakıyor, onları takip ederek duyguların kökenine, gerçeğe doğru yol alıyoruz. Onun sinemasında hep bir romancılık tadı vardır. Kendimiz anlayalım istiyor, keşfetme hazzını elimizden almıyor. Daha Ferzan ağzını açmadan, bütün soruların gereksiz olduğunu, cevapları zaten bildiğimi anlıyorum. Bir film uzun zaman ruhunuzda yankılanırsa bunu yapabilirsiniz ancak. Serseri Mayınlar insanı incelikle sarsan bir film. Esas kız neden o lüks otomobili anahtarıyla çizdi, dikiz aynasını topuğuyla parçaladı? Spor ayakkabılarını çıkartıp, kendi arabasının bagajında yedek tuttuğu nefis topuklu sandaletleri neden bir bir denedi? B... Devamı

08 05 2010

Soğumuş İki Fincan

Soğumuş İki Fincan ASLI ERDOĞAN; Radikal;2010–05–08   Kimdir ‘öteki’! Bizden olmayan ama ‘biz’i tanımlayabilmek için gereksindiğimizdir. Kendisinden başka her şeyi göstermesini beklediğimiz aynadır bazen de. 10 küsur yıl önce, ilk köşe yazıma böyle başlamıştım. Her köşenin bir adı olmalıydı, yanımda, en yakınımda hissettiğim sözcüğü apar topar köşeme verdim: ‘Ötekiler’. Artık epeyce eskimiş, tüketilmiş ‘öteki’ tanımlarından, bütün kavramlar gibi kalemimi defalarca tökezleten ‘öteki’ kavramından çok, Dostoyevski’nin romanını anmış, çoğul takısıyla da bu adı yumuşatabileceğimi ummuştum. ‘Biz’e gelince... O başkalarının sözcüğüydü. Bir tomar saman kâğıdı ve tükenmez kalemler... Terli avuçlarımda sımsıkı tuttuğum kalemler. Uçsuz bucaksız, çorak kâğıtlar. Bomboş, birbirine yaslanmış, bekleyen... Soğumuş iki fincan kuşatıyor yalnızlığımı ve ağzına dek dolu küllükler. Sanki burada, hayatın kıyısında durmuş, beni kendimden dışarı çıkaracak çağrıyı bekliyorum. İnsana dair bir hikâyeyi -ya da hakikatı- anlatacak sesi bekliyorum. Önünden geçip gidecek birini bekleyen bir ayna gibi. Duvarlarla çevrilmiş, kâğıtlarla, imgelerle, sessizlikle, sanki on yıllardır bekliyorum. Kuru, çıplak, kırılgan sözcükler... Art arda dizilen, birbirine yaslanan, birbirini yankılayan... Suskunluğa doğru koşan. Telve gibi soğumuş, acılaşmış, tel tel olmuş duygularım. ‘İnsan yüreği bir aynadır’ derlerdi eskiden. Sonsuza dek tutmak isteyeceği görüntüyü arayan bir ayna. Taşla yaşıt. İlk yazımı, o güne dek hiç düşünmediğim bir konuda yazmıştım: Sevgililer Günü. Daha doğrus... Devamı

08 05 2010

Üç Dağa Ağıt

Üç Dağa Ağıt   Açlığın çıplaklığın acısı mı genişliyor dalları meyvaya çağıran rüzgâr mı Dalgın bir kuşun ötüşünden sevdiğinin kalbine düşen âşık mı yağmuru emen toprak mı derinleşiyor Yas mı tutmalıyım onurlu ölüme halkın gözlerini dolduran çizgilere umudu mu çağırmalıyım Ah gidiyor işte gidiyor göz göre göre sıcak titreyişi varlığını hayata adamışların gidiyor öfkenin haykırışları yasalarıyla gidiyor kahredişin zulmün ve iğrençliğin buyruklarıyla gidiyor toprağa düşen bakımsız yapraklar gibi değil azarlanmış çocukların kederiyle değil doğuşun ve sevmenin feryadıyla gidiyor ölümü donatan arkadaşlarım Ah gidiyor işte gidiyor göz göre göre durutarak gündüzleri geceleri durutarak adanmışlığı, mertliği, yüceliği damıtıp sevdalarına neferi toprağa aşılamaya gidiyor arkadaşlarım Bulutlar da hafif mi kar taneleri kadar özgürlüğün borcu mu ödeniyor yaralar mı açılıyor yoksulluğa ezilmişliğin isyanı mı sesleniyor Ah gidiyor işte gidiyor göz göre göre birer rüzgâr uğultusu bırakarak yanan ateşe   Nihat Behram ... Devamı

02 04 2010

2010R Mine Söğüt'le Romanlarını ve 'Dolapdere' Kitab

2010R Mine Söğüt'le romanlarını ve 'Dolapdere' kitabını konuştuk Beş Sevim Apartmanı, Rüya Tabirli Cinperi Yalanları/ Mine Söğüt/ Yapı Kredi Yayınları/ 126 s. Kırmızı Zaman/ Mine Söğüt/ Yapı Kredi Yayınları/ 220 s. Şahbaz'ın Harikulade Yılı 1979/ Mine Söğüt/ Yapı Kredi Yayınları/ 346 s. Dolapdere, Kürt Kediler Çingene Kelebekler/ Mine Söğüt/ Heyamola Yayınları/ 110 s.'Yazarken peşine düştüğüm temel kavramların başında 'kötü' var' Mine Söğüt, batılla uğraşmasının nedenini, kötülüğün beslendiği temel kaynağın bu tür inanışlar olmasıyla açıklıyor. Her şeyin karşıtıyla var olduğuna inanan ve karakterlerini de buradan hareketle yaratan Söğüt, kavramlara farklı bakış açıları getiriyor ve yorumu okura bırakıyor. İstanbul 2010 Kültür Başkenti projesi kapsamında yayımlanan 'İstanbulum' adlı dizide yer alan Dolapdere Kürt Kediler Çingene Kelebekler adlı çalışması üzerine söyleştik Mine Söğüt'le. Senem ÖZCAN -İlk romanınız Beş Sevim Apartmanı ile başlıyorsunuz toplumda yer alan çarpık kişilikleri büyüteç altına almaya. Karakterlerinizin ikilemlerinin önemli olduğunu görüyoruz yapıtlarınızda. Çok kişili romanlarınızda karakterleri neye göre seçiyorsunuz? - Yazarken peşine düştüğüm, anlamaya, anlamlandırmaya çalıştığım temel kavramların başında 'kötü' var. O yüzden genelde karakterlerim ya kötülüğün mağduru ya da faili oluyor. Her şey karşıtıyla var olur. Kötü iyinin karşısında kötüdür, iyi de kötünün karşısında iyi. Karakterlerimi her şeyin karşıtıyla var olması prensibinden yola çıkarak yaratınca, kavramlara çok boyutlu ... Devamı

05 01 2010

'Bildiğim bir ağrıyı yazdım'

  'Bildiğim bir ağrıyı yazdım'       document.write(); BURCU AKTAŞ RADİKAL KİTAP / 02/10/2009       Sema Kaygusuz: 'Yüzünde Bir Yer'i yazmak, hesaplaşmayla değil de geriye kalan duyguyu ifşa etmekle ilgiliydi. Bildiğim bir ağrıyı yazmaya çalıştım. Benim babaannem Dersim sürgünü. Feci bir deneyim yaşamış ve o deneyimden sonra bir suskunluk bırakmış geriye. Böylece suskunluğunu yırtan bir kahraman tasarladım. Bu kahraman bir başkası, ama birçok açıdan beni andırıyor KAPAK Tüh ve ah... Acıyı, afallamayı, yazıklanmayı en iyi anlatan iki ünlem. Sözcüklerin değerini bilen bir yazarın, Sema Kaygsuz’un yeni romanı Yüzünde Bir Yer’in bölümleri aynı zamanda Tüh ve Ah... Yazar, kimi zaman ağızdan can havliyle çıkan bu ünlemlerin hakkını verecek bir hikâye anlatıyor yeni romanında. Kendine bir yer bulmaya çalışan utanç duygusu ve suskunluk romanı Yüzünde Bir Yer. Kaygusuz, Dersim katliamı sonrasında miras kalan ruh halleri ve duygular ile uğraşıyor. Romanın temelinde Dersim Katliamı’ndan kurtulmuş bir babaanne (Bese) ve torunu var. Bese’nin esin perisi ise Sema Kaygusuz’un bir Dersim sürgünü olan babaannesi. Sema Kaygusuz’a göre acıyı ve utancı miras alanlarda bir tutulma hali oluyor: “Atalar yaşıyor, yeni kuşak ise o yaşantının izleriyle doğuyor. Tatmadığın bir acı göğsüne yuvalanmış gibi. Tuhaf bir duygu... Ve o içine sirayet eden anlamsız utanç hayatla uyumunu bozuyor, durduruyor, en önemlisi susturuyor. Romanın ana meselesi bu suskunluk, bir tutulma hali.” Kaygusuz tüm bunları anlatırken de ‘incir’ ve ‘Hızır’ yardımına yetişiyor. Sema Kaygusuz’la yeni romanını ko... Devamı

17 05 2009

ÇOCUKLARA YAZIK OLACAK

ÇOCUKLARA YAZIK OLACAK ölü bir kente yönelik antenler kırmızı ışıklar yenizaman durmuş desemrenkli soğuklar sarıyor bedeni çocuklar düşsel bir çağda ışınlanmış beyinleriyleşarkısız türküsüz sevinçlerden uzak günbatımına yol almakta sarmış çok deneyi alevler sevgiler rota değiştirmekte yarına yollanan haberlermutsuz bir kuş gibi yormakta afacanları kendimize özgü bir çağıgökyüzünü yeryüzünü yakını uzağı oturtup çocukların yüreğinebencilce gülleri soldurmakellerine verip aletlerin çocukları uzaklarda bir zaman dilimindeçocuklar mı yoksa aletler mi oyuncak kanamayan yaralar aldatıyor bizi ölüme programlı bir dünyainsan beyni utancı unutup öfkeyi patlayacak vücudumuzda bu kirlerumarsız illetkenbilim adına kimilerievrensel arenadanötronlu tekniği denemedeler bilgisayar beyinli çocuklarbahara çiçek olacak yaştalaranalize ne gerek bal rengi gözler teslim almaya yetecektir sevgiyi çiçek tozları güneşe verecek rengini kuşlar kanatlarını güneşe verecek çiçek renkli kuş kanatlı güneş -aptal ışınlar kör adamlarrobotlaşmış bakışlar ölmüş kuşkular-­meyvesi yerse ağacınıyavru sıkarsa boğazını ananın meteorların rengarenk gölgesi korkuları alınmış insanlar makineler aptallaşıyorgöz göze geldiğindekorku kuşku insanbeyinler renkli bir düğme çocuklara yazık olacak bakmayın onların güldüğüne Bekir KOÇAK, Gizemi Temmuzda Saklı, (s. 55-56) ... Devamı

16 03 2009

Oğuz Tansel Şiir Ödülü Töreni 2009‏

Degerli Arkadasim,23 Mart 2009, pazartesi gunu, saat 18:00de Cankaya Belediyesi Cagdas Sanatlar Merkezinde gerceklestirecegimiz, "Sair Oguz Tansel Siir Odulu Toreni"ne katilmaniz bizlere onur verecektir. Etkinligimiz Ankara Aydinligi Girisimi tarafindan düzenlenmektedir. Ilisikte toplantinin programini(afis) sunuyorum.Gorusmek dileklerim ve saygilarimla,Prof. Dr. Aysit Tansel-- Prof. Dr. Aysit TanselDepartment of EconomicsMiddle East Technical University06531 Ankara TurkeyTel: +90-312-210 2057Fax: +90-312-210 7964 Devamı

16 03 2009

Hasan Hüseyin/ Yolcu

 Hasan Hüseyin/ Yolcu Kategori: SiirYolcu Görüyorum ki, bir an önce varmak istiyorsun oraya. Gerginsinkıpır kıpırsın, soluk soluğasın, yay gibisin ey yolcu coşkunluğun ne güzel, öfken ne güzel Sana selam, sana saygıey yolcu Fakat düşündün mü yolunun uzunluğunu ?Neler var yolunun üstünde, düşündün mü?Koşar-adım aşabilecek misin şu dağı, geçebilecek misinbu hızla şu beli, tırmanabilecek misin bu solukla şu sırtı ?Ovada dikenler yollara uçmuştur, kuru dereleri seller basmıştır,kar yağmıştır belki o tepelere ? Böyle, uçar gibi geçipgidebilecek misin oralardan, hemen varabilecek misin oraya ?Belki sırtlanlar üşüşmüştür leşlere, kuzgunlar tutmuştur belkiyolları. Belki silinmiştir ayak izleri yolcuların.Bütün bunları düşündün mu ey yolcu ? çünkü sen, ne ilk yolcususunbu yolun, ne de son.Derim ki sana :Nehirler boyu git Nerelerde ve niçin durgundur nehirler,nerelerde ve niçin hırçındır nehirler,nerelerde ve niçin mendereslidir,nerelerde ve niçin çağlayanlı ve de çavlanlıdır nehirler,gözlerinle gör, duy kulaklarınla Gör ve duy ki, nasıl varır nehirler denizlere Derim ki sana :Denize varmaktır amacı nehrin, denize varmak, ey yolcu Büyükse dağ, aşamıyorsa üstünden nehir, dolanır çevresini dağın.Büyükse kaya, söküp atamıyorsa nehir, birikip birikip taşarüstünden, dolanır yanını yöresini. Yokuşsa yolu, koşamıyorsamenderesler çizer nehir. uçurum çıkarsa önüne, kapıp bırakır kendininehir, açar kanatlarını; varır varacağı yere, oraya denize Derim ki sana :Nehirler boyu git ve gör nehirlerin nasıl yol aldıklarını sen de bir nehirsin ey yolcu Senin de varmak istediğin bir yer varGerçekten varmak istiyorsan oraya, nehirlere iyi ba... Devamı

16 03 2009

Perihan Mağden:"Çıplak kadın köşe yazarlarını okurken hicap ve ö

Perihan Mağden:"Çıplak kadın köşe yazarlarını okurken hicap ve öfke duyuyorum""Çıplak kadın yazarlara öfke duyuyorum""Sivil çıplak kadın köşe yazarları sadece aşk ve seks hayatları üzerine kurmuşlar köşelerini. Benim aşk meşk şeylerimi kimse öğrenemeyecek."     Ahmet Tulgar     Perihan Mağden bana hep uzun bir kahkaha gibi gelir. Perdeleri havalandıran... Ya da Günter Grass’ın "Teneke Trampet" romanında tiz sesiyle camları, çerçeveleri kıran Oskar’ın çığlığına. İster perdeler havalansın, ister cam çerçeve kırılsın, Perihan’ı okurken yeni ve çıplak bir şeylerle karşılaşırız.     "İki Genç Kızın Romanı"nda ise Perihan Mağden bir bisturiye dönüşmüş. Ruhların, toplumsal sınıfların ve iki genç kızın arasından onun Türkçesi cart diye kayarak derin bir yara açıyor. Bir ameliyat izi: Yeni Türkiye. Ameliyat sonrası komplikasyonlar yüzünden dikişleri atan, içinden cerahat sızan bir yer.     Romanını bitirdikten birkaç gün sonra elinde dosyasıyla bana gelişini hatırlıyorum. Deli gibiydi. Ertesi sabah "Nasıl buldun?" diye aradı. Korkunçtu ve şahaneydi.          Köşe yazarlığından roman yazarlığına dönüş kolay oldu mu?     Hayır. İlk başta müthiş bir güvensizlik içine girdim. Ama ilk dört ay. Dört-beş ay. Son bir ay, bir buçuk ayda rahatladım.          Neydi korkularınız?     Çok bugünün Türkiye’sine, alt, orta sınıflarına, benim "Yeni Şehirli Türkler" dediğim kesime dair bir kitap yazıyordum. Akmerkez, Çemberlitaş. Halbuki öteki kitap... Devamı

16 03 2009

Nabokov’un ünlü romanı ''Lolita'' 50 yaşın

Nabokov’un ünlü romanı ''Lolita'' 50 yaşında. Kitap, Time dergisinin 1923-2005 arasında yazılmış en iyi 100 roman listesine girdi.HALÛK SUNAT haluksunat@superonline.com EVET efendim, yüzde yüz katılıyorum; yazınsal metin hakkında konuşacak, metne estetik bir ölçü tutacaksak, elbet, metnin arkasındaki bey ya da hanımefendinin yaşama edebi (-siz’liği de dahil) bizi ilgilendirmez. Peki; mevcut edeb ya da siz’liğin, ne denli edebi kılındığı, ne ölçü ve derinlikte yazınsallığa geçirildiği de bizi ilgilendirmez mi, ortada lutfedip yazılmış bir metin var ise? Ya da şöyle sorsam; söz gelimi bir romanı elinize aldığınızda, o yapraklarda kalem oynatan yazar bey ya da hanımefendiyi durduk yerde kalemini oynatmaya dürtükleyen şeyin ne olduğunu, gerçek / inandırıcı bir dürtü/sü olup olmadığını, varsa, dürteni ile yazınsal düzeyde ne denli ve nasıl hemhâl olduğunu merak etmez misiniz? Bey ya da hanımefendi, varsa bir derdi-dürteni, neden benim divanıma uzanmaz da, gider romana döker derdini - merak etmez miyim? Siz, münasebetsizlik deyin isterseniz, ben ederim. Biraz daha yaklaşın; bakın ne diy’cem; hani o, kocca gazete sayfası genişliğinde melul mahzun müstakbel okuruna göz süzen ya da sıradan hayatlarımızda hiç denemediğimiz pozları bizler için takınıp metnine davet eden ‘tahammülfersa müellifler’ var ya; asıl onların o hallerinin metne yazınsallık dahilinde tercüme edilip edilmediğini, o fotoğraflarda bana görünenin yazdıklarında kendilerine de görünüp görünmediğini; yeminle, ziyade merak ederim.     Yaratma serüveni nedir?Müsaadenizle; Vladimir Nabokov, bu yıl 50. yaşına giren ''Lolita''sının ucuna eklediği, ‘Lolita Adlı Bir Kitap Üzerine’ başlıklı arzıhâlinde, ''...yarattığım H... Devamı