Avrupalılar laiklik olmadan demokrasi olmayacağını bilmez mi? /

5/4/2008 · Kategori: Makale

Melih AşıkAçık Pencere

The Economist...

‹ngiltere’de yayımlanan The Economist dergisi, Anayasa Mahkemesi’nin AKP hakkındaki kapatma davasını kabul etmesini “tehlikeli bir hata” olarak yorumlamış. Demek bizim yasaları Anayasa Mahkemesi’nden iyi biliyorlar. Bu kadarla kalmamış: “Türkiye, demokrasinin laiklikten önemli olduğunu göstermeli” demiş ünlü dergi... Avrupalılar laiklik olmadan demokrasi olmayacağını bilmez mi? Bilirler. Ama bizim bilmediğimizi sanırlar... Demokrasilerde parti kapatılmaz derler. Kendileri bize sormadan kapatırlar. Demokrasilerde parti kapatılmaz ama parti lideri (Doğu Perinçek) tutuklanabilir onlara göre... Her şey işlerine geldiği gibi yürür. PKK’nın terör örgütü olmaktan çıkarılmasında bir tuhaflık görmezler mesela.  Kendi ülkelerinde hukukun üstünlüğünden dem vururlar. Türkiye gibi ülkelerde ise hukuk değil kendi çıkarlarının üstünlüğü söz konusudur... Aslında bizim de hatamız büyük... Yabancı basına olağanın üstünde önem atfediyoruz. Genellikle ABD’nin “ılımlı İslam” projesinin maşası olduklarını unutuyoruz... Eli kalem tutanlarımız bu dergi ve gazetelere birkaç satır yazı yazmalı... Cehalet ve ikiyüzlülüklerini suratlarına vurmalı...  Sahtekârlıklarını yutmadığımızı onlara sık sık hatırlatmalıyız.

Türk halkı 2007’de 10.3 milyar dolar cep telefonu
faturası ödemiş.
Çoğu muhtemelen futbol muhabbetlerine gitmiştir...
Haldun Ertem

Savcının rolü...
Küba’nın başkenti Havana şehrinde 27 Ağustos - 7 Eylül 1990 tarihleri arasında yapılan 8. Birleşmiş Milletler Suçun Önlenmesi Konferansı’nda savcılarla ilgili bir dizi ilke kabul edildi...
Bu ilkelerin 4’üncüsü şöyle:
“Devletler, savcıların baskıya, engellemeye, tacize, yolsuz bir müdahaleye veya haksız olarak hukuki, cezai veya başka bir sorumluluk iddiasına maruz kalmadan görevlerini yerine getirmelerini sağlar.”
Madde 13 b. “Savcılar görevlerini yaparlarken: Kamu yararını korurlar, objektif bir biçimde hareket ederler, zanlının ve mağdurun durumunu gereği gibi dikkate alırlar ve zanlının yararına veya zararına olup olmadığına bakmaksızın, ilgili her türlü duruma dikkat ederler...”
Bizim AKP yanlısı malum yazarları geçtik... AB’nin Lagendijk, Rehn, Barok vs gibi hukuk saygısızları bu ilkeleri okumam›şlar mıdır?

Telekom haberleri
Haber - İş Sendikası Genel Başkanı Ali Akcan olup bitene  “Hariri zorbalığı” adını veriyor...  4 bin personelin kurum tarafından emekliliğe zorlanarak tebligat gönderildiğini bildiren Ali Akcan, ekliyor: “Telekom işvereni, özelleştirme ihalesini almak için 48 bin kişiye iş vaadinde bulunmuştu, oysa 52 bin olan personel sayısını 36 bine düşürdü, şimdi ise norm kadro gerekçesiyle 30 bine çekmeyi planlıyor...”
Telekom Eski Başmüfettişi Fazlı Köksal mant›kl› bir öneride bulunuyor:
- Yüzde 55’i Türkiye’nin elinden çıkan Türk Telekom’un adındaki Türk sözcüğü şirkete haksız bir prestij sağlamaktadır... Türk sözü Telekom’un adından çıkarılmalıdır...

Banka tırtığı!
Ay sonunda gelen kredi kartı harcama çizelgesinde gözümüze 37.5 YTL’lik bir kesinti ilişiyor.. Karşısında “hayat sigortası” yazıyor. Böyle bir sigorta yaptırdığımızı hiç anımsamıyoruz... Şube, sorumumuza şu yanıtı veriyor:
- Efendim merkezden yapmışlar, bizim haberimiz yok...
Peki nasıl iptal edeceğiz... Falanca numarayı aramamız ve sigortayı iptal ettirmemiz gerekiyormuş... Bir de bununla uğraşacağız yani... Bankacılığı bilen bir dostumuz: “Bana da kredi alırken haberim olmadan böyle bir sigorta yapmışlardı” diyor. Masraf arasına kaydedivermişler.
Bankalarla ilişkide çok dikkatli olmak gerekiyor...

Bilen müsteşar!
Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Nihat Tosun, anlaşılan işini bilen bir bürokrat. Bunu neye dayanarak mı söylüyoruz? CHP Uşak Milletvekili Osman Coşkunoğlu’nun belgeli anlatımlarına dayanarak... Anlattıkları mı?
“Nihat Tosun, Müsteşar Yardımcılığı yanısıra sağlıkla ilgilenen üç derneğin kurucu ve yönetisi... Bunlardan (SAYED) 9 - 13 Nisan tarihleri arasında, 5 yıldızlı Antalya’daki Kremlin Palas’ta 2. Ulusal Sağlık Kurultayı düzenleyecek. Nihat Tosun, SAYED antetli kâğıda yazılmış bir yazı ile kurultaya Sağlık Bakanlığı hastanelerinden geleceklerin masraflarının hastane döner sermayelerinden ödenmesini talep etti. Aynı gün emrindeki bir genel müdürlüğe yazı yazarak ‘olur’ istedi ve tabii ki ‘olur’u aynı gün aldı. 2. Ulusal Sağlık Kurultayı’na  yaklaşık 3 bin kişi katılacak. Dernek, bu kurultaydan, en az 2 milyon YTL. kâr bekliyor. Yapılan iş o denli hukuk dışı ki, Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Orhan Gümrükçüoğlu bile bu duruma isyan etti. İl sağlık müdürlerine, döner sermayelerden kurultay için para ödemeyin diyen bir genelge gönderdi. Ama bu yazıya rağmen SAYED, döner sermayeden para ödenmesinde israr ediyor...”
Lüks otelde kongre düzenlemek... Davetli memurların ve doktorların ücretlerini devlete ödetmek.. Hem memurlar› memnun etmek hem de derneğe kazanç sağlamak... İyi fikir...

“Deivid sniper ateşi yaptı. İtiraf etmem lazımdı ki, orada hangi gapıcı olursa olsun, topu çetin def
eylebilirdi. Kaleci Cudicini’nin bir günahı yohtu.”
(Azerbaycan AND televizyonu spikeri FB’nin
golünü anlatıyor.)
* * *
“Götürene maşallah, götüremeyene inşallah...”
(Prof. Osman Altuğ’un Türk ekonomisi tanımı...)
* * *
Kapatma davasından sonra AKP rotayı yine
AB’ye çevirmiş.
Pusulalı seccadeden sonra AKP için çok kıbleli
seccade yapılmalı...
 Gülhan Elmas

 

Fikret BilaYön

CHP’nin kırmızı çizgileri

CHP’ye iki eleştiri yöneltiliyor: 1- Parti kapatma davalarına karşı çıkmıyor,
2- Kürt sorununda açılım yapmıyor.
Eleştiriler, CHP’nin sosyal demokrat bir parti gibi davranmadığı tezine dayanıyor. Sosyal demokrat bir parti iddiasında olmasına karşın, her iki konuda da “demokratik yaklaşım” sergilemediğinden şikâyet ediliyor.
Demokrasi dışı müdahalelerden medet ummakla, Güneydoğu ile siyasi bağ kuramamakla suçlanıyor.

Laiklik ve dincilik

CHP, laiklik karşıtı siyasi faaliyetleri meşrulaştıracak bir tutum içine girebilir mi? Böyle bir tutumu sosyal demokrasiyle açıklayabilir mi?
CHP’ye yöneltilen bu eleştiri, demokrasi üzerinden CHP’yi köşeye sıkıştırmaya yöneliktir. Sosyal demokrat bir parti olmak, laiklik ilkesinin rehin alınmasına seyirci kalmayı gerektirmez. Demokrasiyi çoğunluk hâkimiyeti gibi algılayıp, “Çoğunluk arkamda, laikliği istediğim gibi anlar, uygularım” diyen iktidara karşı, CHP laiklik ilkesini tüm gücüyle savunmak zorundadır.
Bu, demokrasiye, demokratlığa aykırı bir durum değildir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik ilkesini etkisiz kılarsanız, ortada demokrasi de kalmaz. Laiklik olmazsa demokrasi de yaşayamaz.
Bu nedenle, CHP’nin laikliği koruması, aynı zamanda demokrasiyi de korumasıdır. Demokrasinin olanaklarından yararlanıp İslam dünyasındaki tek örnek olan Türkiye Cumhuriyeti’nin laik niteliğini ortadan kaldırmaya yönelik hareketler karşısında CHP’nin tutum alması demokrasiyle çatışmaz, aksine, örtüşür.
Bu alanda CHP’nin aldığı tutum -DSP’de olduğu gibi- laikliği inançların güvencesi olarak görmek ve inançlara saygılı bir anlayışı savunmaktır. Ancak toplumsal ve kamusal yaşamı, devlet ve ülke yönetimini dini referanslara göre düzenlemeye karşı durmak da Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini ve temel niteliklerini benimsemiş her parti için bir görevdir.

Ulusal bütünlük ve Kürtçülük

AKP hakkında açılan kapatılma davasından sonra yeniden gündeme gelen bir konu da Güneydoğu’da oyların yüzde 95’inin AKP ve DTP’ye gittiği, bu gerçek karşısında, bu iki parti hakkında da kapatılma davası açılmasının bölge halkını küstüreceği tezidir.
CHP’ye yöneltilen bir eleştiri de bu alanda bir açılım yapmadığıdır.
AKP ve DTP’nin Güneydoğu’daki seçim yarışının hâkim unsurları, din ve etnik kökendir. Seçim yarışının bu iki temel eksen üzerinden yürütüldüğünün işaretleri son günlerde daha belirgin olarak ortaya çıktı. DTP, AKP’ye karşı miting kürsülerinden elinde Kuran-ı Kerim’le nutuk atan imamları meydana sürüyor. Bölge halkı ya din ya etnik köken üzerinden tercihe yöneltiliyor.
CHP bu konuda demokratikleşme açılımını, ancak bireysel ve kültürel haklar çizgisinde yapabilir. Oy alabilmek için ulus bütünlüğünü ve üniter yapıyı kıracak politikalar izleyemez. Ancak bireysel haklar çerçevesinde samimi açılımlar yapabilir. Bölgeye siyasi özerklik tanınması, anayasaya iki kurucu ulus hükmünün konulması veya etnik farklılıklara güvence verilmesi gibi, kurucusu olduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin dayandığı ilkelerle bağdaşmayan politikalar izleyemez.
Demokratik, laik, üniter yapı CHP’nin kırmızı çizgileridir.
Bu çerçevenin kırılmasına CHP’nin katkıda bulunması varlık nedeniyle bağdaşmaz.

Yaşar Kemal 'doğa' için yazdı

13/9/2007 · Kategori: Makale

Yaşar Kemal 'doğa' için yazdı

Yaşar Kemal 'doğa' için yazdı
Bütün yüreğimle inanıyorum ki doğayı yok etmek suçların en büyüğüdür

10/09/2007 (2666 kişi okudu)

YAŞAR KEMAL (Arşivi)

Sevgili dostlarım,
Benim adıma bir parkorman kurdunuz. Ne yazık ki aranızda değilim. Böyle bir günde birlikte olmak beni çok sevindirirdi.
Uzun zamandır çalıştığım kitabımı daha bitiremedim. Türkiye'den, dışarıdan çağrılar alıyorum ve kimseye olumlu cevap veremiyorum. Ailemin memleketi Van'a, benim doğduğum Adana'ya bile gidemedim. Gazeteciliğe Doğu Anadolu'da başladım. İlk yazılarımı Diyarbakır ve Van üstüne yazdım. Birkaç kez çağırmalarına karşın yazık ki oralara da gidemedim. İnşallah bir gün sizlere gelebilirim.
Benim adıma bir parkorman kurmanız beni özellikle sevindirdi. Çünkü hemen hemen tüm yazarlık ömrüm doğa ile, orman ile geçti. Bugünlerde ormanlarımızın, doğamızın durumu çok kötü. Batıda yanan ormanları duyuyoruz da doğuda yanan ormanlar üstüne derin bir sessizlik var. Sanki bu topraklar bizim topraklarımız değil... Kim ne yaparsa yapsın, kim ormanları sebepsiz yere yakarsa yaksın bu bir vatan hainliği suçudur. Benim sözlerim ağır sözlerdir. Bütün aklımla yüreğimle inanıyorum ki ormanı, doğayı yok etmek suçların en büyüğüdür. Hiçbir şekilde bağışlanamaz.
Erozyon dedikleri toprak aşınması var. Bu toprağın ölümüdür. Bu ölümün karşısına yalnız ağaç çıkabilir, yani orman. Bu doğası tükenmekte olan dünyamızda doğayı kurtarmak için elimizden her geleni yapmalıyız. Şunu çok iyi bilmeliyiz, doğanın yok olduğu gün insanlık da yok olacaktır. İnsansız bir dünyayı düşünebiliyor musunuz?
Biliyorum koşullarınız çok kötü. Sizden herhangi bir şey istemek bana ağır geliyor. Ama ben bunu sizden toprağın selameti için isteyeceğim: Elinize ne zaman bir ağaç fidanı geçerse onu toprağa dikin. Herkese toprağa fidan dikmesini söyleyin. Halkımız ağacın kutsallığına inanır. Ülkemizin birçok yerinde ulu ağaçlara dilek çaputları bağlanır. Bence ağaca saygıdır bu. Her şeyi unuttuğumuz gibi bunu da unutacağız.
Dünyamıza iyi bakmadığımızdan işte bu hallere düştük. Yakında böyle giderse susuzluktan öleceğiz. İnsanlar böyle olmasaydı, ormanları yakmasalardı, ağaçları kesmeselerdi bu dünya böyle olmazdı.
Ormanları kesmeyip de ne yapacaklardı diyeceksiniz. Ormanlar insanlara gerektiği kadar kuru ağaç hazırlamıştır. Ormanlardaki yeşil ağaçlar, değil bizim dünyamıza, dünyamız gibi bir dünyaya daha yeterdi. Daha iyi yönetilseydi bu dünya, mutsuz tek insan kalmazdı.
Dünya kötü yaratılmış değil. Nimetleri birkaç dünyaya yetecek kadar var. Örneğin kimi yalanlarla karşı karşıyayız. Diyorlar ki insanlığın başına bu belaları teknoloji getirdi. Doğru, bu belalarda teknolojinin büyük payı var. Ama teknoloji kimlerin elinde? Teknoloji büyük insanlığın elinde olsa doğamıza böyle kıyabilir miydik? Bu karanlık içinde elbette doğa da kendisini yeniden yaratabiliyor. Doğanın bize umut verecek bu yanı da var.
Bu çağda bile, insanlığın en büyük onursuzluğu olan savaşlar sürdürülüyor. Her şeye karşın günler geçtikçe savaş karşıtları çoğalıyor. Savaşsız dünya o kadar uzakta değil. İnsanlık uygarlaştıkça, savaşseverler de azalıyor, o kan köpürenler bile kendine geliyor. Ama doğamızı yok edenlere dur diyenlerin sesi hâlâ duyulamıyor.
Toprağın insanı diye bir insan soyu vardır. Sizler toprağın insanlarısınız. Sizden her güzel şeyi isteyebilirim. Toprağın, doğanın insanları elbette doğayı ve toprağı daha iyi biliyorlar. İnsanoğlu doğayla toprağı yaşadıkça doğayı toprağı daha iyi anlıyor. Benim adıma bir parkorman kurmanızın herhalde bir sebebi vardır. Kitaplarımda doğayı yazdım. İnsanları ne kadar savunduysam doğayı da o kadar savundum. Türkiye büyük tehlikede. Erozyon dedikleri toprak aşınması Türkiyede yüzde 90. Felaketi anlıyor muyuz... Ne su ne de toprak...
Batmalılar, kardeşlerim, sağ olasınız. Bana şimdiye kadar adığım, bundan sonra da alacağım en değerli ödülü verdiniz, bir parkorman ödülü, sağ olunuz.
Yaşar Kemal'in 8 Eylül Cumartesi günü Batman Çamlıtepe'de açılan Yaşar Kemal Ormanı için gönderdiği mesaj.

Sandığa Gidin / Rıza Zelyut

21/7/2007 · Kategori: Makale

Sandığa Gidin / Rıza Zelyut

Kategori: Makale

Rıza Zelyut
Sandığa gidin


Sevgili okurlarım!..
Her şey yalan bugün doğru...
Bugünü çok iyi değerlendirin.
Bakın: Hırsızlar koşa koşa sandığa gidiyor.
Terörist tayfası bütün gücüyle sandığa yükleniyor.
Ali Dibolar, sandığı ablukaya almışlar.
İstiyorlar ki bu yolsuzluk düzeni devam etsin...
Sömürgen-vurguncu sermaye sahipleri de sandığı asla bırakmıyor.
Dünyanın en tatlı faiziyle kolaydan para kazanıyorlar ya...
Hazinemizi istedikleri gibi tırtıklıyorlar ya...
Bu yüzden borsayı hep zıplatıyorlar ya...
Ekonomi iyi deyip sizi kandıracaklar ya...
Kendi çocukları emeklemeye başlamadan dolar milyoneri oluyor ya...
Bütün yamuklar sandığa gidiyor.
Ya siz neredesiniz?
Yoksa, 'Benim bir oyumdan ne çıkar ki...' mi diyorsunuz?
Sizin o bir oyunuz var ya...
Çok önemlidir; unutmayın...
Unutmayın: Bir oy dünyaya bedeldir.
Bir oy, iktidarı tayin eder.
Siz gitmezseniz de öbürleri gidiyor.
Gidip, yamuklar iktidarı belirliyor.
Sizin de şikayet etmeye hakkınız kalmıyor.
Haydin, sandığa gidelim.
Sandığı haramilerden kurtaralım...

OYUNUZ KURŞUN OLMASIN
Hem yazıyorum hem de gazetelere bakıyorum
2 askerimiz daha şehit olmuş.
O anaları düşünüyorum:
Aslan gibi çocuklarının başında yakalarını yırtıyorlar.
Feryatları yeri göğü dolduruyor.
Ama kim duyar onları...
Tayyip Erdoğan'ın fotoğrafları dev gibi panolarda.
Her yeri işgal etmiş...
'Yola devam!' diyor...
Yeni çocuklarımızın ölmesi için...
Yola devam.
Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın sözlerini yeniden duyuyorum: Terörü önlemek için Kuzey Irak'a girmeliyiz. Girersek başarılı oluruz.
Ama dev panolardan millete bakıp 'Yola devam!' diyen kişi, karşı çıkıyor.
'Ben girmem, oradakilere dokunmam!' diyor anlayacağınız.
Ama oradakiler bizim çocuklarımıza dokunuyorlar.
Her gün birini, ikisini havaya uçuruyorlar.
Bu yüzden: Oyum, benim evladımdır.
Onun canını cellada teslim etmem.
Oyum kurşuna dönmesin.
Gelip beni vurmasın.

ZAM GELECEK
AKP yeniden iktidar olursa, vatandaş yandı yanacak.
Bunlar IMF'ye imza verdiler.
Ali Babacan attı imzayı.
Bunu da eski bakanlardan Cafer Tayyar Sadıklar açıkladı:
Seçimlerden sonra zam yağacak...
Doğal gaz, elektrik, su, akaryakıt, ulaşım.
Aklınıza ne gelirse zamlanacak...
Bundan kurtulmak için bu iktidardan kurtulacaksınız...
Bir kutu yiyecek, beş torba kömürle sizi kandırmaya çalışana, cevap verme günü bugündür: Oyunuzun, namisiniz olduğunu gösterin...

KADINI ORTAÇAĞA GÖTÜRENLER
Bir de kadınlarımızın özel sorunu var.
Bu zihniyet kadını zevk aleti gibi hayal eder, bu yüzden de eve hapseder.
Bunlardır kadını eksik etek gören.
Ey kadınlar...
Ey analarımız...
Ey bizleri doğurup büyütenler...
Bu aşağılanmaya razı mısınız?
Hazreti Hatice gibi, Hazreti Fatıma gibi, Selçuklu İmparatorluğu'nu yöneten Türkan Sultan gibi kadının muhteşem duruşunu onlara göstermeyecek misiniz?
Kadınların, kadınlık haklarına sahip çıkma fırsatı gelmiştir.
Sizi böyle ikinci sınıf varlık haline getirenler, seçmen listesinde karşınıza geliyor.
Mührü asla bunlara vurmayın.

KURBAĞA MISINIZ?
Kurbağayı kaynatmanın yolunu biliyor bunlar.
Su dolu kazanın içine bırakıp altını ağır ağır ısıtıyorlar.
Kurbağa sıcağa alışıyor.
Gevşiyor.
Piştiğini, yanacağını anladığı zaman...
Artık zıplayamıyor...
Ve telef olup gidiyor.
Seçmeni o hale getirmeye çalıştılar.
Durmadan seçim anketi yayımladılar ve AKP'yi rakipsiz gösterdiler.
Gazeteler, televizyonlar iktidar ateşiyle halkımızı iyice yumuşattılar.
Çevremizde tuzaklar kuruldu; bekliyorlar:
Oylar AKP'ye giderse millet telef olur.
Fakat halkımız bugün zıplayıp bunlardan kurtulacaktır.

OYLARI BÖLMEYİN
Sandığa giderseniz...
Oyunuzu dürüstlere verirseniz...
Türkiye, Türkiye'nin altını oyanlardan kurtacaktır.
Bunun için oyları bölmeyin...
AKP'nin karşısında iki büyük parti var:
Biri CHP, biri MHP...
Hesabı soracak olan, bunlardır.
Kendinizi hangisine yakın buluyorsanız oyunuzu ona verin.
Verin ki Türkiye; devletiyle kavga edenlerden kurtulsun...
Rahat nefes alsın.
Üzülenler; teröristler olsun; vurguncular olsun, Amerika olsun; faizle para kazanan emperyalist şirketler olsun...
Bizler de bayram yapalım.

 

Güneş, 21.07.2007