Sosyal güvenlikte yeni dönem

28/9/2008 · Kategori: Haber

Sosyal güvenlikte yeni dönem

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 1 Ekim'de yürürlüğe girecek maddeleri ile sosyal güvenlik alanında yeni bir dönem başlayacak. Yeni düzenlemelerin uygulamasına açıklık getiren 15 tebliği Resmi Gazete'de yayımlandı.

ANKA - AA

Ankara- Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), Ekim başında yürürlüğe girecek ikinci aşama sosyal güvenlik reformu düzenlemelerinin uygulamasına açıklık getirdi. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun ilişkin hükümleri Ekim ayı başı itibariyle yürürlüğe giriyor. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun söz konusu hükümlerin uygulama esaslarına açıklık getiren 15 tebliği de bugünkü Resmi Gazete’de yayımlandı.


5510 Sayılı Kanunun 100. Maddesinin Uygulanması Hakkında Tebliğ, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 100. maddesi gereğince, Kurum tarafından kişilerin sosyal güvenliklerinin sağlanması, 6183 sayılı Kanuna göre Kurum alacaklarının takip ve tahsili ve 5510 sayılı Kanunla Kuruma verilen görevlerin yerine getirilmesi ile sınırlı olmak kaydıyla bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, gerçek ve tüzel kişiler, kamu kurumları, kanunla kurulmuş kurum ve kuruluşlardan bilgi ve belge isteme yetkisinin usul ve esaslarını düzenliyor. Tebliğ, bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, gerçek ve tüzel kişiler, kamu kurumları, kanunla kurulmuş kurum ve kuruluşları kapsıyor.

Bilgi ve belgelerin istenmesi, Kurum tarafından kişilerin sosyal güvenliklerinin sağlanması, 6183 sayılı Amme Alacakları Kanunu'na göre Kurum alacaklarının takip ve tahsili ile 5510 sayılı Kanunla Kuruma verilen görevlerin yerine getirilmesiyle sınırlı olacak.

Tebliğe göre, sigortalının veya işverenin talebi üzerine, Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca usulüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbi belgelerin Kurum Sağlık Kurulunca incelenmesi sonucu, hizmet akdi ile çalışan sigortalılar ile kendi adına bağımsız çalışan sigortalılar için çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az yüzde 60'ını kaybettiği tespit edilen sigortalı, malul sayılacak.

Sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten önce çalışma gücünün yüzde 60'ını kaybettiği önceden veya sonradan tespit edilen sigortalı, bu hastalık veya özrü sebebiyle malullük aylığından yararlanamayacak.

Sigortalılara malullük aylığı bağlanabilmesi için en az on yıldan beri sigortalı bulunup, toplam bin 800 gün veya başka birinin sürekli bakımına muhtaç derecede malul olan sigortalılar için ise sigortalılık süresi aranmaksızın bin 800 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması, maluliyeti nedeniyle sigortalı çalıştığı işten ayrıldıktan veya iş yerini kapattıktan veya devrettikten sonra Kurum'dan yazılı istekte bulunması şart olacak.

Serbest çalışan sigortalıların kendi sigortalılığı nedeniyle genel sağlık sigortası primi dahil, prim ve prime ilişkin her türlü borçlarını ödemiş olması gerekecek. Birden fazla sigortalılık haline tabi olarak çalışan veya prim ödeyen sigortalıların malullük aylığı bağlanmasına ilişkin talepleri, son defa tabi olduğu sigortalılık haline göre sonuçlandırılacak.

Sigortalıların veya işverenlerin malullük durumunun tespiti için Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularına sevk istemesi durumunda, bin 800 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması şartıyla sigortalıların sevkleri yapılacak.
Serbest çalışan sigortalılardan prim ödeme gün sayısı bin 800 gün olduğu halde, kendi sigortalılığı nedeniyle genel sağlık sigortası primi dahil, prim ve prime ilişkin her türlü borçları bulunan sigortalıların sevkleri, masrafları kendilerince karşılanmak üzere yapılacak.

Kimler hizmet borçlanması yapabilecek

Tebliğe göre “hizmet borçlanması” kapsamında olan süreler şöyle:

-Ücretsiz doğum ya da analık izni süreleri ile sigortalı kadının, ilk defa sigortalı olarak çalışmaya başladığı tarihten sonra iki defaya özgü olmak üzere doğum tarihinden itibaren geçen iki yıllık süreyi geçmemek kaydıyla hizmet akdine dayanarak işyerinde çalışmaması ve çocuğunun yaşaması koşuluyla talepte bulunulan süreler,

-Er veya erbaş olarak silah altında veya yedek subay okulunda geçen süreler,

-Kamuda çalışanların, personel mevzuatlarına göre aylıksız izinde geçen süreleri, -Sigortalı olmaksızın doktora öğreniminde veya tıpta uzmanlık için, yurt içinde veya yurt dışında geçirdikleri normal doktora veya uzmanlık öğreniminde geçen süreler,

-Sigortalı olmaksızın avukatlık stajını yapanların normal stajda geçen süreleri,

-Kamuda sigortalıyken herhangi bir suçtan tutuklanan veya gözaltına alınanlardan bu suçtan dolayı beraat edenlerin tutuklulukta veya gözaltında geçen süreleri,

-Grev ve lokavtta geçen süreler,

-Hekimlerin fahri asistanlıkta geçen süreleri,

-Seçim kanunları gereğince görevlerinden istifa edenlerin, istifa ettikleri tarih ile seçimin yapıldığı tarihi izleyen ay başına kadar açıkta geçirdikleri süreler.

Hizmet  borçlanmalarında, 5510 sayılı Kanun veya mülga sosyal güvenlik kanunlarına göre tescil edilmiş olmak yeterli sayılacak, sigortalının kendisi tarafından yapılan başvurularda borçlanma talep tarihinde, hak sahiplerince yapılan başvurularda ise sigortalının ölüm tarihinde fiilen sigortalı olma şartı aranmayacak.

 

Kimler isteğe bağlı sigortalı olabilecek

İsteğe bağlı sigortalı olabilmek için uluslar arası sosyal güvenlik sözleşmelerinden doğan haklar saklı kalmak kaydıyla, Türkiye’de yasal olarak ikamet edenler ile Türkiye’de ikamet etmekteyken sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmamış ülkelerde bulunan Türk vatandaşları yararlanabilecek. Bu uygulamadan yararlanabilmek için 18 yaşını doldurmuş olma, yasaya tabi zorunlu sigortalı olmayı gerektirecek şekilde çalışmama veya bir hizmet akdi ile sigortalı olarak çalışmakla birlikte, ay içinde 30 günden az çalışmak ya da tam gün çalışmama, kendi sigortalılığı nedeniyle aylık bağlanmamış olma koşulları aranacak.

 

Banka işlemlerinde sigortalılık tescili

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda bankalar ve kamu idareleri ile diğer kuruluşların, işlem yaptığı kişilerin sigortalılık bakımından tescilli olup olmadığını kontrol etme yükümlülüğü ve bu yükümlülüğe dayanarak işlem yaptığı kişilerin kimlik bilgilerinin Kuruma bildirilmesi düzenleniyor. Buna ilişkin tebliğe göre, gerek bizzat bankaya gidilerek gerekse de internet ve telefon bankacılığı aracılığıyla ilk defa mevduat hesabı açtırılması, tüm kredi taleplerinin sonuçlandırılması, kredi kartı ve çek karnesi verilmesinde, başvuru sahibinden “meslek bilgileri” ve “çalışılan yerin unvanı ve açık adresi” bilgileri alınacak. Bu bilgiler manuel olarak yapılan işlemlerde formlara eklenecek ve internet işlemlerinde de zorunlu alan olarak bu bilgilere yer verilecek. Bu alanların doldurulmadan işlem yapılmasına izin verilmeyecek. Telefon bankacılığında da bu bilgiler alınmadan işlemler sonuçlandırılmayacak.

 

Sigortalı çalıştıran işyerinin tescili

Sigortalı çalıştıran işverenlerin, işyeri bildirgesini, en geç sigortalı çalıştırmaya başladıkları tarihte Kuruma vermeleri gerekiyor. İşverenlerce, şirket kuruluşu aşamasında, çalıştırılacak sigortalı sayısı ile bu sigortalıların işe başlama tarihlerinin ticaret sicili memurluklarına bildirilmesi durumunda, bu bildirimler Kuruma yapılmış sayıldığından, ticaret sicil memurlukları, kendilerine yapılan bu bildirimleri en geç on gün içinde Kuruma bildirmek zorunda olacaklar. İşyerinde, hizmet akdi ile sigortalı çalıştıran işveren, belirli sürelerde vermekle yükümlü olduğu işyeri bildirgesini düzenleyerek e-sigorta ile gönderecek. Tescili yapılacak işyerinde, hem ayın 1’i ile 30’u arasında, hem de ayın 15’i ila izleyen ayın 14’ü arasındaki çalışmalarına karşılık ücret alan sigortalıların bulunması durumunda, her iki çalışma döneminden dolayı iki ayrı işyeri bildirgesi düzenlenerek ayrı ayrı işyeri tescili yapılacak.

 

Genel sağlık sigortalısı sayılanlar

Genel sağlık sigortalısı sayılanlar; sigortalı veya isteğe bağlı sigortalı olarak tescil edildikleri tarihten itibaren genel sağlık sigortalısı olacak ve ayrıca bir bildirime gerek olmaksızın genel sağlık sigortalısı olarak tescil edilmiş sayılacak.

 

Yeşil kart verilecekler

Harcamaları, taşınır ve taşınmazları ile bunlardan doğan hakları da dikkate alınarak, Kurumca belirlenecek test yöntemleri ve veriler kullanılarak tespit edilecek aile içindeki geliri kişi başına düşen aylık tutarı asgari ücretin üçte birinden az olan yurttaşlar, genel sağlık sigortalısı sayılacakları öngörüldü. Ancak Yasa’nın geçici 12’nci maddesi uyarınca, 1 Ekim 2008 tarihinden itibaren iki yıllık süre içinde söz konusu hüküm uygulanmayacak. Söz konusu madde gereğince, 3816 sayılı Kanun hükümlerine göre yeşil kart talebinde bulunan ve yeşil kart veren birimlerce anılan kanun hükümlerine göre yeşil kart verilmesi uygun görülmeyen kişilerden, tespit edilen aile içindeki kişi başına düşen gelir payının aylık tutarı; asgari ücretin üçte birinden asgari ücrete kadar olduğu tespit edilenler, 5510 sayılı Kanunun 82’nci maddesine göre belirlenen prime esas günlük kazanç alt sınırının otuz günlük tutarının üçte biri esas alınarak tescil edilecek. Söz konusu gelir payı tutarı, asgari ücretten asgari ücretin iki katına kadar olduğu tespit edilenler, prime esas günlük kazanç alt sınırının otuz günlük tutarı, asgari ücretin iki katından fazla olduğu tespit edilenler, prime esas günlük kazanç alt sınırının otuz günlük tutarının iki katı prime esas kazanç tutarı olarak esas alınıp tescilleri yapılacak.

 

İş kazası ve meslek hastalıkları
 

İş kazası veya meslek hastalığının, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmesi durumunda, işveren Kuruma karşı sorumlu hale gelecek. Kasıt; iş kazası veya meslek hastalığına işverenin bilerek ve isteyerek, hukuka aykırı eylemiyle neden olması hali olarak dikkate alınacak. Zarara neden olan eylemin bilinçli olarak yapılması kasıt için yeterli sayılacak, sonuçlarının istenip istenmemesi kastı ortadan kaldırmayacak. İşverenin eylemi hukuka aykırı olmamakla birlikte, yaptığı hareketin hukuka aykırı sonuç doğurabileceğini bilmesi, ihmali veya ağır ihmali Kuruma karşı sorumluluğunu ortadan kaldırmayacak.

İş kazası veya meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine Kanun uyarınca yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilecek. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınacak. Kaçınılmazlık, olayın meydana geldiği tarihte geçerli bilimsel ve teknik kurallar gereğince alınacak tüm önlemlere rağmen iş kazası veya meslek hastalığının meydana gelmesi durumu olarak tanımlanıyor. İşveren alınması gerekli bir önlemi almamış ise olayın kaçınılmazlığından söz edilemeyecek. İş kazasının, belirtilen sürede işveren tarafından Kuruma bildirilmemesi durumunda, bildirim tarihine kadar geçen süre için sigortalıya ödenecek geçici iş göremezlik ödeneği, Kurumca işverenden tahsil edilecek.

 

Emzirme ödeneği

Analık sigortasından sigortalı kadına veya sigortalı olmayan karısının doğum yapması nedeniyle sigortalı erkeğe, hizmet akdi ile çalışan sigortalılar ile serbest çalışan sigortalılardan; kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık alan kadına ya da gelir veya aylık alan erkeğin sigortalı olmayan eşine, her çocuk için yaşaması şartıyla doğum tarihinde geçerli olan ve Kurum Yönetim Kurulunca belirlenip Bakan tarafından onaylanan tarife üzerinden emzirme ödeneği verilecek.

 

Geçici olarak yurt dışına gönderilenler

Geçici olarak yurt dışına gönderilenler, Türkiye ile uluslararası sosyal güvenlik sözleşmesi olmayan ülkelerde iş üstlenen işverenlerce yurt dışındaki iş yerlerinde çalıştırılmak üzere götürülen Türk işçileri veya işleri nedeniyle yurt dışında bulunanlar haklarında kısa vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası hükümleri uygulanacak.
Bu Tebliğden önce yürürlükte olan mevcut tebliğ ile diğer düzenlemelerin Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam edilecek.

 

Nakil ve görev alanı değişimi

İş yerinin faaliyette bulunduğu ilden başka bir ile nakledilmesi halinde iş yeri bildirgesi, nakledilen adresin bağlı bulunduğu üniteye, en geç iş yerinin nakledildiği tarihi takip eden on gün içinde verilecek.

İş yerinin aynı il içinde olmakla birlikte başka bir ünitenin görev alanına giren bir adrese nakledilmesi halinde de iş yeri bildirgesi verilmeyecek. Ancak nakil tarihini takip eden tarihten itibaren on gün içinde nakledilen iş yerinin sicil numarasını içerir yazı ile durum eski ve yeni üniteye bildirilecek. İş yerinin nakledilmesi ya da başka bir üniteye geçmesi halinde bu iş yerleri için yeni bir iş yeri dosyası tescil edilecek.

Aynı işverene ait aynı iş kolunda bulunan birden çok kara, deniz veya hava ulaştırma araçları için tek iş yeri dosyası tescil edilecek. Aynı iş kolunda birden fazla nakil aracı bulunan işverence nakil araçlarının kayıtlı olduğu ilgili idareyi gösterir belge ibraz edilerek tek iş yeri bildirgesi düzenlenecek. İstanbul'daki deniz ulaşım araçları için dosya tescil işlemi Beyoğlu Sosyal Güvenlik Merkez Müdürlüğünce yapılacak.

Kurum ve kuruluşlarca ihale suretiyle yaptırılan işlerin konsorsiyum şeklinde üstlenilmesi halinde konsorsiyumu oluşturan üstlenicilerin her birine müstakilen istihkak ödenmesi ve bu üstleniciler tarafından idareye ayrı ayrı teminat verilmiş olması kaydıyla üstlenicilerin her birine, verecekleri iş yeri bildirgelerine istinaden Kurumca ayrı iş yeri dosyası tescil edilecek. İhale konusu işin iş ortaklığı şeklinde üstlenilmesi durumunda ise iş ortaklığı adına tek iş yeri dosyası açılacak.
 

 

28 Eylül 2008

TRT Yeni Dizileri Ekrana Getirmeye Hazırlanıyor

12/9/2008 · Kategori: Haber

TRT Yeni Dizileri Ekrana Getirmeye Hazırlanıyor
Tarih: 2003-12-15 TRT, önümüzdeki haftalarda üç yeni yerli diziyi izleyicisiyle buluşturacak. Ekranlara getirdiği gerilim filmi "Frekans", Francis Ford Coppola imzalı "The Godfather", Tom Hanks'in başrolünü oynadığı, "Er Ryan'ı Kurtarmak" ve Polonya tarihinin acılı dönemine farklı bir bakış getiren "Piyanist" gibi pahalı filmlerle izleyicilerden olumlu not alan TRT, kaliteli ve pahalı filmlerin yayınına ara vererek dizilere yöneldi.

Kanal, daha önce "Abdülhamit Düşerken", "Havada Bulut" ve "Esir Şehrin İnsanları"ndan sonra edebiyat uyarlamaları projesinin son halkası olarak bilinen Aziz Nesin hikâyelerini izleyiciye sunuyor. TRT 1'de Aziz Nesin hikayelerinin yanı sıra "Kasabanın İncisi" ve "Çınaraltı" adlı iki yeni dizi daha önümüzdeki hafta ekrana gelecek.

Aziz Nesin'in birçok mizahi öyküsünden, ilk aşamada beş tanesi, 3 ayrı yönetmen; Fide Motan, Tarık Alpagut ve Tülay Eratalay tarafından çekiliyor. Çekimleri İstanbul'da yapılan "Peki Olur Şekerim", "Damatlık Şapka","Fişgittin Bey", "Taşı Sıksam Suyunu Çıkarırım" ve "Deliyle Geçen Gece" adlı öykülerin yapımcıları ise Mustafa Şen ve Sinan Yaka.

TRT'de yeni başlayacak dizilerden "Kasabanın İncisi"nde konu şöyle gelişiyor: 12 yıl önce kasabadan ayrılan ve Amerika'ya yerleşen İnci'nin, yanında 9 yaşındaki oğlu ve oğluna dadılık yapan can yoldaşı Kızılderili Cheyenne ile birlikte dönüşü herkes için büyük sürpriz olur. Amerikan rüyasının sona ermesiyle belki de yepyeni bir başlangıç için büyük özlem ve umutlarla doğduğu kasabaya gelen İnci'yi burada hayal kırıklıkları beklemektedir. Hâlâ içinde büyük bir sevgi beslediği ilk aşkının en yakın arkadaşıyla evlendiğini öğrenince çok sarsılan İnci, bir yandan da kendisini, gidişinden dolayı kolay kolay bağışlamayacak gibi görünen babasına affettirmeye çalışır. Yelda Reynaud, Fikret Kuşkan, Ali Sürmeli, Özay Fecht, Ani İpekkaya, Şebnem Talay, İlker Ayrık ve Ali İpin gibi oyuncuları buluşturan dizinin, yönetmenliğini Haluk Bene yapıyor. Dizi, 26 bölüm halinde ekrana gelecek.

TRT'nin ekrana getireceği üçüncü dizi ise "Çınaraltı". Dizi, sadece İstanbullulara değil, hayatında bir ağaca sırtını dayamak ihtiyacı duyan herkese, çınar ağacının koruyuculuğunu, serinliğini, gölgesinde yaşananları anlatıyor. Bir mahalle dizisi olarak çekilen Çınaraltı, mahallede yeniden bir araya gelen, kesişen hayat hikayelerini, mahalleden başka bir sokağa adım atmamış bilge insanların, kısmetçilerin, kısmet çekenlerin, kimseyi dolandıramadığı halde cin geçinenlerin hikâyesini anlatıyor. Dizide, insanların yaşadığı, inandığı, gülümsediği, hüzünlendiği, tamamen gerçek bir hayal alemi yansıyor ekrana. Yönetmenliğini Andaç Haznedaroğlu'nun yaptığı dizide Zafer Algöz, Ebru Cündübeyoğlu, Bilge Şen, Doğu Erkan ve Nihat İleri başrolleri paylaşıyor.

"Hatırla Sevgili 'Tarafsız' Olmak Zorunda"

8/10/2007 · Kategori: Haber

"Hatırla Sevgili", Hatırlatma Danışman!

Fahri Aral, "Hatırla Sevgili"de Deniz Gezmiş'e "Kanlı Pazar'ı yaratanlar İlim Yayma Cemiyeti'nin üyeleri değil mi" dedirtince işinden oldu.

BİA Haber Merkezi - İstanbul

20 Eylül 2007, Perşembe

"Kanlı Pazar"ın gölgesi 38 yıl sonra bir TV dizisinin üstüne düştü. "Hatırla Sevgili" dizisinin yapımcıları, danışmanlardan Fahri Aral'ı, dizide 1969'daki olayda İlim Yayma Cemiyeti'ni ilzam eden bir replikten sorumlu tutarak işten çıkardı. 

Bugün bianet'e gönderdiği açıklamaya göre  "Hatırla Sevgili" danışmanı, 32. Bölüm’ün senaryosunda yeralan bir hapisane sahnesinde, Deniz Gezmiş’in Şubat 1969’daki Kanlı Pazar olaylarına tepkisinin "onu tanıyan, uslubunu ve konuşma tarzını bilen biri olarak" dizide yayınlandığı şekilde canlandırılmasını öneriyor.

Yönetmen ve senaristin de benimsediği versiyona göre  Deniz Gezmiş cezaevinde olayları radyodan dinlerken, “...olayları yaratanlar İlim Yayma Cemiyeti üyeleri değil mi, zaten bu adam da (eski İstanbul Valisi Vefa Poyraz) bu cemiyetin şeref üyesi değil mi...” diyerek tepki gösteriyor.

Sansürcü mantık... 

Aral, yayınladığı açıklamada, adlarının bu şekilde anılmasından rahatsız olan İlim Yayma Cemiyeti’nin şimdiki yöneticileri düzeltme isteyince yapımcıların kendisini senaryodan sorumlu tutarak işine son verdiklerini duyurdu.

Aral "32. Bölüm’den sonra meydana gelen gelişmeler, Hatırla Sevgili’de 'reyting uğruna' yapılan bazı şeylerin nasıl bir anti-demokratik ve sansürcü mantığa dönüştüğünü gösterdi" dedi.

Hatırla Sevgili 27 Ekim 2006'dan bu yana atv'de gösteriliyor. Sis Yapım şirketince üretilen dizinin yönetmenleri Ümmü Burhan ve Faruk Teber; senaryo yazarları Nilgün Öneş, Şebnem Çıtak ve Aylin Alıberen; diğer danışmanlar arasında Can Dündar, Mümtazer Türköne, Ferhat Kentel, Mustafa İlker Gürkan ve Mustafa Yalçıner de var. 

Aral'ın açıklamasının tamamı şöyle:

BİR AÇIKLAMA 

Bir süredir ATV’de yayınlanmakta olan Hatırla Sevgili adlı dizinin 25. Bölümü’nden itibaren danışmanlığını yapmaktaydım. Bu danışmanlığı kabul etmemin başta gelen nedeni, bir dönem dizisi olduğunu iddia eden böyle bir yapımda yansıtılacak tarihi gerçekleri, olayları bizzat yaşamış biri olarak, yeni kuşaklara saptırmadan, doğru olarak aktarılmasına katkıda bulunmak kaygısıydı. 

Ne var ki, 32. Bölüm’den sonra meydana gelen gelişmeler, Hatırla Sevgili’de “reyting uğruna” yapılan bazı şeylerin nasıl bir anti-demokratik ve sansürcü mantığa dönüştüğünü göstermiş olduğu için kendimi konuyla ilgili bir açıklama yapmakla sorumlu saydım. 

Şöyle ki, 32. Bölümdeki bir hapisane sahnesinde Deniz Gezmiş’i canlandıran oyuncu, Şubat 1969’daki Kanlı Pazar olaylarından sonra basın toplantısı düzenleyen dönemin İstanbul Valisi Vefa Poyraz’ın radyoda yayınlanan sözlerine tepki duyarak, “...olayları yaratanlar İlim Yayma Cemiyeti üyeleri değil mi, zaten bu adam da bu cemiyetin şeref üyesi değil mi..” şeklinde sözler sarfeder. 

Bölümün yayınlanmasının ertesinde ise İlim Yayma Cemiyet’nin şimdiki yöneticileri bu sözlere tepki duyarak, bunu yapımcı kuruluşa iletir ve düzeltilmesini ister. 

İşin tuhaf ve kamuoyu tarafından bilinmesini istediğim önemli yanı; yapımcı kuruluş yöneticilerinin İlim Yayma Cemiyeti’nin bu tepkisi karşısında danışman olarak beni sorumlu tutmasıdır. 

Bu bölümde tepkilere neden olan bilgiler dahil danışmanlık sürem boyunca senaryo yazımından çevre düzenlemesine kadar gerekli tüm bilgileri, bizzat yaşadıklarımdan ve danışmanlığa başladığımdan beri dizinin yapımcılarına da açtığım kişisel arşivimdeki çeşitli kaynaklardan (günlük gazeteler, dergiler, bildiriler, afişler, fotoğraflar ve sözkonusu bölüm için de  ANT Haftalık Dergi Sayı) derleyerek, yapımcı kuruluşun çeşitli kademelerinde görevli çalışanlarına yazılı ve sözlü olarak ilettim.  

Bunun yanısıra 32. Bölüm’ün senaryosında yeralan ve “tepki” toplayan diyalogun önerisini de Deniz Gezmiş’i tanıyan, uslubunu ve konuşma tarzını bilen biri olarak ben yaptım. 

Türkiye tarihinin en önemli dönüm noktalarında, “kimi zaman yirmi yılda yaşanacakların yirmi saatte yaşandığı” dönemlerde tarihe tanık olmuş biri olarak bu danışmanlık süresi içinde yaşanan gerçekleri dile getirmeye, bunların yeni kuşaklara doğru olarak aktarılmasına çalıştım. 

Bunun bilincinde olarak, başta inandıkları daha güzel bir dünya uğruna idam sehpalarına giden Denizlerin ve bu uğurda can veren onlarca arkadaşımın anısına saygı duyduğumdan, sözkonusu dizinin danışmanlığı ile hiçbir ilişkimin kalmadığını duyurmak istiyorum. (EK/NZ)

"Hatırla Sevgili 'Tarafsız' Olmak Zorunda"

"Aral'ın danışmanlıktan ayrılmasına sebep olan görüş ayrılığı da, doğrudan tarafsızlığımızla ilgiliydi. Farklı görüşler arasında dizinin prensiplerine uygun çözümleri bulurken, bazen herkesi ikna etmek mümkün olamıyor."

BİA Haber Merkezi - İstanbul

21 Eylül 2007, Cuma

"Hatırla Sevgili" dizisinin danışmanlarından Fahri Aral, 32. bölümde yer alan 1969 "Kanlı Pazar" olaylarıyla ilgili dizide Deniz Gezmiş'i oynayan aktörün İlim Yayma Cemiyeti ve eski İstanbul Valisi Vefa Poyraz'ı sorumlu tutan repliği nedeniyle gelen tepkiler üzerine işine son verildiğini açıkladı. Aral'ın olayı özetleyen ve konuyla ilgili açıklamasını içeren haber dün bianet'te yayınlandı.

Bunu üzerine bir açıklama yapan Sis Yapım'dan dizinin proje yapımcısı Tomris Giritoğlu, "Hatırla Sevgili"nin "toplumun  ve yakın tarihin ortak vicdanı ve sağduyusunu yansıtma iddiasıyla" hazırlandığını; bunu "kırmadan, incitmeden ve yargılamadan" yapmaya çalıştıklarını söyledi. Giritoğlu, Aral'la bu tarafsızlık kaygısı sırasında görüş ayrılığı yaşandığını belirtti.

Giritlioğlu'nun açıklamasının tam metni şöyle: 

"Hatırla Sevgili'nin senaryo danışmanlarından sevgili Fahri Aral'ın diziden ayrılması üzerine bir açıklamada bulunma ihtiyacı hissettim.

Hatırla Sevgili dizisi büyük bir emeğin ve çok sayıda değerli insanın katkılarının eseridir. Ama çok daha önemlisi toplumun ve yakın tarihin ortak  vicdanını ve sağduyusunu yansıtma iddiası taşımaktadır. Dizinin konu aldığı 60'lı (ve sonrasında 70'li) yıllar, ülkemizin en sancılı yıllarıdır.

Bu yılları, o dönemin acılarını yaşayan kişilere, karşı kamplarda yer alanlara, belki de en önemlisi tarihe haksızlık etmeden anlatmak, takdir edileceği üzere çok zordur. İzleyicilerden ve o dönemi yaşıyanlardan gelen tepkiler bu güne kadar tarihe şahitlik ve ortak vicdanı temsil etmek konusunda Hatırla Sevgili dizisinin son derece başarılı olduğunu göstermektedir.

Güçlü kalemleri olan senaristlerimizin ve dönemle ilgili keskin gözlemlere ve birikime sahip danışmanlarımızın iyiniyetli ve kılı kırk yaran özenli çabalarının sonucu bu çok önemsediğimiz "ortak vicdan" dizimizin hemen her sahnesine egemen olmuştur.

Dizide görev alan bütün ekip, o çalkantılı dönemi taraf olmayan ve yargılamayan bir gözle bugünkü nesillere aktarmanın ne kadar saygıdeğer bir çaba olduğunun bilincindedir. Doğrusu da budur. Hükmü tarih verecek, bugünkü nesiller de paylarına düşeni alacaktır.Yargılamak ve mahkum etmek bizim işimiz değildir. Yaptığımız iş sadece mütevazî bir hatırlatmadır. Bu hatırlatmayı yaparken etik sorumluluğumuzun ne kadar ağır olduğunun farkındayız.

Fahri Aral da 25. bölümden itibaren Hatırla Sevgili'ye yaşam tecrübesi ve gözlemleriyle birlikte yüreğindekileri de dökerek çok değerli katkılarda bulunmuştur. Sevgili Fahri Aral'ın öğrencilik yıllarını ve  dönemin meşhur gençlik liderlerini anlatan bölümlerde, kaybettiği arkadaşlarına duyduğu vefa ve bağlılık hepimiz tarafından takdir ve saygı ile karşılanmaktadır.

Bu sahnelerin çoğunun onun çok değer verdiği hatıraları ile ilgili olduğunun farkındayız. Bizler ise tarihe şahitlik görevimizi elimizden geldiği kadar tarafsızlıkla ve kimseyi kırmadan ve incitmeden sürdürmek zorundayız. Bunların arasında "kırmamak ve incitmemek" bizim açımızdan en önemlisi.

Çok değerli Fahri Aral'ın danışmanlıktan ayrılmasına sebep olan görüş ayrılığı da, doğrudan tarafsızlığımızla ilgiliydi. Farklı görüşler arasında dizinin gözettiği prensiplere uygun çözümleri bulurken, maalesef bazen herkesi ikna etmek mümkün olamıyor.

Sevgili Fahri Aral'ın kişiliğine, hatıralarına ve görüşlerine saygımızı vurgulayarak, bugüne kadar yaptığı değerli katkılardan dolayı kendisine kamuoyu önünde teşekkür ediyoruz. "(TG/EÜ)

* Tomris Giritlioğlu, Hatırla Sevgili Proje Tasarımcısı

 

Hatırla Sevgili, 2006 yılında Atv'de yayımlanmaya başlanan Türk dizi filmidir.

Hatırla Sevgili dizisinin jeneriğinden bir kare.
Hatırla Sevgili dizisinin jeneriğinden bir kare.

Büyükada'da çocukluk arkadaşı olan fakat zaman içinde farklı politik görüşlerle karşı karşıya gelmiş Şevket ve Rıza'nın çocuklarının arasında gelişen aşkı konu alır. Şevket Gürsoy CHP'li bir savcıyken; Rıza Ünsal, Demokrat Partili, Adnan Menderes'e yakın bir milletvekilidir. 1950'lerin ve dönemin siyasî yapısı ve gelişmeleri de ana hikâyeye dahil olmaktadır. Öğrenci hareketlerinin başlaması ve 27 Mayıs'ta ordunun yönetimi el koyması dizideki karakterlerin hayatlarının akışını değiştirir.

27 Mayıs İhtilali'nin yapılmasıyla beraber, Demokrat Parti milletvekili olan Rıza’nın Yassıada’daki zor günleri başlamış olur. İhtilal sabahı aile baskılarından Paris'e kaçıp evlenmeyi planlayan Ahmet ile Yasemin’in hayalleri de suya düşmüştür. Şevket’in Yassıada Mahkemesine savcı olarak atanması iki ailenin arasını iyice açar. Buna rağmen Ahmet ve Yasemin aşklarını yaşatmayı başarırlar. Ta ki idamların kesinleştiği o meşum geceye kadar. Yassıada Mahkemeleri sonucunda Rıza idam cezasına çarptırılınca, Yasemin babasının kurtulması için son çare olarak Şevket’e gider. MBK'den çıkacak son karar üzerinde artık Şevket'in de etkisi kalmamıştır. Aldığı kararın ağırlığı altında ezilen Şevket kalp krizi geçirir. Gürsoy ailesi Türkiye’de riskli olan ameliyat nedeniyle Amerika’ya gider. Yasemin hamile olduğunu Ahmet’e söyleyemez ve intihar etmeye kalkar. Onu intihar teşebbüsünden kurtaran Necdet çözümü de beraberinde getirir: Yasemin'le evlenerek çocuğu nüfusuna alacaktır. Yasemin önceleri bu teklife sıcak bakmaz. Necdet'in bu fedakarlığı yaparken zarar göreceğini düşünür ve kürtaj yaptırmayı düşünür. Son anda bebeğini aldırmaya kıyamayan Yasemin, Necdet’in evlenme teklifini kabul eder. Rüya adını verdikleri bir kızları dünyaya gelir.

İşte yeni Anayasa taslağı

13/9/2007 · Kategori: Haber

İşte yeni Anayasa taslağı

İşte yeni Anayasa taslağı
Taslağı Prof. Ergun Özbudun'un başkanlığındaki akademisyenler hazırladı. FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN
Başbakan Erdoğan'ın talebi üzerine Bilim Kurulu'nda hazırlanan yeni Anayasa taslağında köklü değişiklikler var. 'Değiştirilemez' maddeler için de seçenekler önerilen taslak çok tartışılacak gibi

13/09/2007 (1770 kişi okudu)

#6A6A6A (Arşivi)

Yeni Anayasa taslağının kritik maddeleri:
Devletin şekli
Madde 1 - Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

Cumhuriyetin temel nitelikleri
Madde 2 - Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına dayanan, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.
Devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti
Madde 3 (1) Türkiye Cumhuriyeti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. (2) Resmî dili Türkçedir. (3) Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. (4) Millî marşı "İstiklâl Marşı"dır. (5) Başkenti Ankara'dır.

Devletin temel amaç ve görevleri
Madde 4 Devletin temel amaç ve görevi, insan haysiyetini korumak, kişilerin hak ve hürriyetlerini kullanmalarının önündeki bütün engelleri kaldırmak ve halkın huzur, güvenlik ve refahını sağlamak suretiyle insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaktır.

Egemenlik
Madde 5 (1) Egemenlik kayıtsız ve şartsız Milletindir. (2) Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yasama, yürütme ve yargı organları eliyle kullanır. (3) Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz. (4) Milletlerarası ve milletlerüstü kuruluşlara üyelikten kaynaklanan sınırlamalar saklıdır.

Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması
Alternatif 1: Madde 13 Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesine veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasına imkân verecek şekilde yorumlanamaz.
Alternatif 2: Madde 13 (1) Anayasada yer alan temel hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmaya ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmaya yönelik eylemler biçiminde kullanılamaz. (2) Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesine veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasına imkân verecek şekilde yorumlanamaz.

Kişi hürriyeti ve güvenliği
Madde 18 (1) Herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir. (2) Kişi hürriyeti, aşağıdaki durumlarda, kanunun öngördüğü esas ve usullere göre sınırlanabilir: a) Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; b) Mahkeme kararının veya kanunda öngörülen yükümlülüğün yerine getirilmesi; c) Küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen kararın yerine getirilmesi; ç) Toplum için tehlike teşkil eden akıl hastası, uyuşturucu madde veya âlkol tutkunu, serseri veya hastalık yayabilecek kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için alınan tedbirlerin yerine getirilmesi; d) Usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren kişinin ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen kişinin sınır dışı edilmesi. (3) Yakalama ve tutuklama hâkim kararı ile olur. Tutuklama kararı, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler hakkında ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek amacıyla verilebilir. Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, suçluluğu hakkında kuvvetli belirtiler bulunan kişiyi mahkeme önüne çıkarmak amacıyla veya ikinci fıkranın (c), (ç) ve (d) bentlerinde belirtilen kişilerle ilgili olarak önleme amaçlı yapılabilir. (4) Yakalama ve tutuklamanın usul ve esasları kanunla düzenlenir. (5) Yakalanan veya tutuklanan kişiye, yakalama veya tutuklama sebepleri ve hakkındaki iddialar herhalde yazılı, bunun hemen mümkün olmaması halinde sözlü olarak derhâl; toplu suçlarda ise en geç hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir. Kişinin yakalandığı veya tutuklandığı yakınlarına derhâl bildirilir. (6) Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç, en geç kırk sekiz saat, toplu olarak işlenen suçlarda ise en çok dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetinden mahrum bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savaş hallerinde uzatılabilir. (7) Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma, ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasına veya hükmün infazını sağlamak için bir güvenceye veya başka yükümlülüklerin yerine getirilmesine bağlanabilir. (8) Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. Yargı merci kararını vermeden önce hürriyeti kısıtlanan kişiyi dinler. (9) Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre Devletçe ödenir.

Din ve inanç hürriyeti
Madde 24 (1) Herkes din ve inanç hürriyetine sahiptir. Bu hak, tek başına veya topluca, alenen veya özel olarak ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama ve bunları değiştirebilme hürriyetini de içerir. (2) Kimse ibadete, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve düşüncelerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç, düşünce ve kanaatlerinden ve bunları değiştirmekten dolayı kınanamaz, suçlanamaz ve farklı bir muameleye tâbi tutulamaz. (3) İbadet ve dinî ayin ve törenler, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması amaçlarıyla sınırlanabilir.
Alternatif 1: (4) Devlet, eğitim ve öğretim alanındaki görevlerini yerine getirirken, eğitim ve öğretimin ana ve babanın dinî ve felsefî inançlarına göre yapılmasını isteme hakkına riayet eder. Din eğitim ve öğretimi, kişinin kendisinin, küçüklerin ise kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır. Devlet bu taleplerin gereğini yerine getirmekle yükümlüdür.
Alternatif 2: (4) Devlet, eğitim ve öğretim alanındaki görevlerini yerine getirirken, eğitim ve öğretimin ana ve babanın dinî ve felsefî inançlarına göre yapılmasını isteme hakkına riayet eder. Din kültürü ve ahlâk öğretimi, ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bu dersten muafiyet, kişinin kendisinin, küçüklerin ise kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır.
Alternatif 1: (5) Din ve inanç hürriyeti, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini din kurallarına dayandırmaya yönelik eylemler biçiminde kullanılamaz. Alternatif 2: (5) Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya şahsî çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla, her ne suretle olursa olsun dinî veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz. Alternatif 3: (5) Din ve inanç hürriyeti anayasal düzeni din kurallarına dayandırmaya yönelik eylem biçiminde kullanılamaz.

İfade hürriyeti
Madde 26 (1) Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hürriyetine sahiptir. Bu hürriyet, resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir alma ya da verme serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayınların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. (2) Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir. (3) Bu hak ve hürriyetlerin kullanılması; millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın, başkalarının şöhret veya haklarının, özel veya aile hayatının korunması, suçların önlenmesi, devlet sırrı olarak usûlünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, yargının bağımsızlık ve tarafsızlığının sağlanması, savaş kışkırtıcılığının engellenmesi, her türlü ayrımcılık, düşmanlık veya kin ve nefret savunuculuğunun önlenmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Basın ve yayın hürriyeti
Madde 27 (1) Basın hürdür, sansür edilemez. (2) Basın hürriyeti 26 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlanabilir. (3) Yargılamanın amacına uygun olarak yerine getirilmesi için kanunla belirtilecek sınırlar içinde hâkim tarafından verilen kararlar saklı kalmak üzere, olaylar hakkında yayın yasağı konulamaz. (4) Süreli veya süresiz yayın yapmak ve bu amaçla basımevi kurmak, önceden izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz. (5) Kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve eklentileri ile basın araçları, suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemez veya işletilmekten alıkonulamaz. Süreli veya süresiz yayınların suç soruşturma veya kovuşturması sebebiyle zapt ve müsaderesinde genel hükümler uygulanır. (6) Süreli yayınların çıkarılması, yayın şartları, malî kaynakları ve gazetecilik mesleği ile ilgili esaslar kanunla düzenlenir. Kanunla haber, düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayınlanmasını engelleyici veya zorlaştırıcı şartlar konulamaz. (7) Süreli ve süresiz yayınlar hâkim kararıyla, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise kanunun yetkili kıldığı merciin emriyle toplatılabilir. Toplatma kararı veren yetkili merci, bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili hâkime bildirir. Hâkim bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, toplatma kararı hükümsüz sayılır. Süreli yayınların durdurulması da aynı hükümlere tâbidir; ancak bu yayınların kapatılması sadece mahkeme kararıyla mümkündür. Toplatma, durdurma ve kapatmaya ilişkin şartlar ile usul ve esaslar kanunla düzenlenir. (8) Masumiyet karinesinin ihlâline yönelik yayın yapılamaz. (9) Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişinin haysiyet ve şerefine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır. Düzeltme ve cevap yayınlanmazsa, yayınlanmasının gerekip gerekmediğine, hâkim tarafından ilgilinin müracaat tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde karar verilir. (10) Radyo ve televizyon istasyonları kurmak ve işletmek, kanunla düzenlenecek şartlar çerçevesinde serbesttir. (11) Devletçe kamu tüzelkişiliği olarak kurulan radyo ve televizyon kurumu ile kamu tüzelkişilerinden yardım gören haber ajanslarının ve radyo ve televizyon yayınlarını denetleyen kurumun özerkliği ve tarafsızlığı esastır.

Siyasî Haklar ve Ödevler
Vatandaşlık
Madde 35 Alternatif 1: (1) Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Alternatif 2: (1) Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkese, din ve ırk farkı gözetilmeksizin Türk denir. Alternatif 3: (1) Vatandaşlık temel bir haktır. Kanunun öngördüğü esaslara uygun olarak bu statüyü kazanan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. (2) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı babanın veya ananın çocuğu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. (3) Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir. (4) Hiçbir vatandaş, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz.

Siyasî partilerin uyacakları esaslar
Madde 38 (1) Siyasî partilerin tüzük ve programları ile fiilleri, insan haklarına, Devletin bağımsızlığı ve bölünmez bütünlüğüne, demokrasiye, cumhuriyete ve lâikliğe aykırı olamaz. (2) Partiler yabancı devletlerden, milletlerarası kuruluşlardan ve Türk tâbiyetinde olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddî yardım alamazlar. (6) Anayasa Mahkemesi, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine aykırılık nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından açılan davalarda, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasî partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen mahrum bırakılmasına ya da kapatılmasına karar verebilir.
Alternatif 1: (7) Bir siyasî partinin kapatılmasına beyan veya fiilleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri, Anayasa Mahkemesi'nin kapatmaya ilişkin kesin kararının Resmî Gazetede gerekçeli olarak yayınlanmasından sonraki ilk milletvekilliği veya mahallî idareler seçimlerinde aday olamazlar. Alternatif 2: (7) Bu fıkranın tamamen çıkarılması. (8) Siyasî partilerin malî denetimi Sayıştay tarafından yapılır. (9) Siyasî partilerin kuruluş ve çalışmaları, hukukî ve malî denetimleri ile adayların seçim harcamaları demokratik esaslara uygun olarak kanunla düzenlenir.

Eğitim ve öğrenim hakkı
Madde 45 (1) Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından mahrum bırakılamaz. (2) Eğitim ve öğretim, demokratik, lâik, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz. (5) Eğitim ve öğretim dili Türkçedir. Türkçeden başka dillerde eğitim ve öğretim yapılması ile ilgili esaslar, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak kanunla düzenlenir.
Alternatif 1: (6) Kılık ve kıyafetinden dolayı hiç kimse yükseköğrenim hakkından mahrum bırakılamaz. Alternatif 2: (6) Yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir.

TBMM'nin Kuruluşu
Madde 51 (1) TBMM, genel oyla seçilen beşyüzelli milletvekilinden oluşur. (2) Milletvekillerinden dörtyüzellisi kanundaki esaslara göre belirlenen seçim çevrelerinden seçilir. Yüz milletvekili ise siyasî partilerin ülke seçim çevresi için düzenleyeceği listelerden nispî temsil esasına göre seçilir.

Seçim dönemi
Madde 52 (1) TBMM seçimleri dört yılda yapılır.

Yasama sorumsuzluğu ve dokunulmazlığı
Madde 60 (1) Milletvekilleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar. (2) Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Milletvekili hakkında seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, milletvekilliği sıfatının sona ermesine bırakılır ve milletvekilliği süresince zamanaşımı işlemez. Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.
Alternatif 1: (3) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda suçüstü hali dokunulmazlık kapsamı dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen TBMM'ye bildirir. Alternatif 2: (3) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda suçüstü hali ile zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, hileli iflâs, kaçakçılık, ihaleye fesat karıştırma ve edimin ifasına fesat karıştırma suçlarından dolayı bir milletvekilinin sorguya çekilmesi ve yargılanması için Meclisin kararı aranmaz. Bu hallerde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, durumu hemen TBMM'ye bildirir. (4) Hakkında suç isnadı bulunan milletvekili, Meclis Başkanlığına başvurmak suretiyle, isnad edilen suçla ilgili olarak dokunulmazlığından feragat edebilir. (6) TBMM'deki siyasî parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.

Kanunların Cumhurbaşkanınca yayınlanması
Madde 66 (1) Cumhurbaşkanı, TBMM'ce kabul edilen kanunları onbeş gün içinde yayınlar. (2) Cumhurbaşkanı yayınlanmasını uygun bulmadığı kanunları bir daha görüşülmek üzere, bu hususta gösterdiği gerekçe ile birlikte aynı süre içinde TBMM'ye geri gönderir. Cumhurbaşkanınca kısmen uygun bulunmama durumunda, TBMM sadece uygun bulunmayan maddeleri görüşebilir. Bütçe kanunları bu hükme tâbi değildir. (3) TBMM geri gönderilen kanunu aynen kabul ederse, kanun, Cumhurbaşkanınca üç gün içinde yayınlanır. Meclis, geri gönderilen kanunda değişiklik yaparsa, Cumhurbaşkanı değiştirilen kanunu ikinci fıkra hükümlerine göre tekrar Meclise geri gönderebilir. (4) Cumhurbaşkanının onbeş gün içinde geri göndermediği veya yayınlamadığı kanunlar Meclis Başkanı tarafından yayınlanır.

Toplantı ve karar yeter sayısı
Madde 73 (1) TBMM, yapacağı seçimler dahil bütün birleşimlerinde üye tamsayısının en az üçte biri ile toplanır ve Anayasada başkaca bir hüküm yoksa toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verir. Ancak karar yeter sayısı, hiçbir şekilde üye tamsayısının dörtte birinin bir fazlasından az olamaz. (2) Bakanlar Kurulu üyeleri, TBMM'nin katılamadıkları oturumlarında, kendileri yerine oy kullanmak üzere bir bakana yetki verebilirler. Ancak, bir bakan kendi oyu ile birlikte en çok iki oy kullanabilir.

Cumhurbaşkanı nitelikleri ve tarafsızlığı
1. Alternatif: Referanduma sunulan metin
Madde 78 (1) Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış Türkiye TBMM üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türk vatandaşları arasından, halk tarafından seçilir. (2) Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir. (3) Cumhurbaşkanlığına TBMM üyeleri içinden veya Meclis dışından aday gösterilebilmesi, yirmi milletvekilinin yazılı teklifi ile mümkündür. Ayrıca, en son yapılan milletvekili genel seçimlerinde geçerli oylar toplamı birlikte hesaplandığında yüzde onu geçen siyasî partiler ortak aday gösterebilir.
2. Alternatif: Komisyonun Önerisi Madde 78 (1) Cumhurbaşkanı, halk tarafından, kırk yaşını doldurmuş, milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasından (beş) / (yedi) yıllık bir süre için seçilir. (2) Bir kimse en fazla (iki) / (bir) defa Cumhurbaşkanı seçilebilir. (3) Cumhurbaşkanlığına birinci fıkrada belirtilen niteliklere sahip kişilerin aday gösterilebilmesi, yirmi milletvekilinin yazılı teklifi ile veya ikiyüzbin seçmenin noter tasdikli dilekçesiyle mümkündür.

Görev ve yetkileri
Madde 81 (1) Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder. (2) Bakanlar Kurulunun Genelkurmay Başkanı, vali ve büyükelçilerin atanmalarına ilişkin kararnameleri Cumhurbaşkanınca imzalanır. Bunların dışında hangi kararnamelerin Cumhurbaşkanınca imzalanacağı kanunla belirlenir. (3) Cumhurbaşkanının tek başına kullanacağı yetkiler ve yerine getireceği görevler şunlardır: b) TBMM gerektiğinde toplantıya çağırmak, c) Kanunları ve kanun hükmünde kararnameleri yayınlamak, ç) Kanunları, tekrar görüşülmek üzere TBMM'ye; kanun hükmünde kararnameleri ise Bakanlar Kuruluna geri göndermek, d) Anayasa Mahkemesinde iptal davası açmak, e) 54 üncü maddeye göre TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar vermek, f) Seçimlerde geçici Bakanlar Kurulunu atamak, g) Başbakanı atamak. 76 ncı maddenin beşinci fıkrasında öngörülen durumda Cumhurbaşkanı TBMM'nin gösterdiği adayı Başbakan olarak atamak zorundadır.

Sorumluluk ve sorumsuzluk
Madde 82 (1) Cumhurbaşkanının Anayasada tek başına yapabileceği belirtilen işlemleri dışındaki bütün kararları, Başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır. Bu kararlardan Başbakan ve ilgili bakan sorumludur. (2) Cumhurbaşkanı, ancak vatana ihanetten dolayı ve TBMM üye tamsayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır. Yüce Divana sevk edilen Cumhurbaşkanının görevi sona erer. Hangi fiillerin vatana ihanet suçu oluşturacağı kanunla belirlenir. (3) Cumhurbaşkanının kişisel suçlarından sorumluluğu yasama dokunulmazlığı hükümlerine tâbidir.

Milli Güvenlik Kurulu
1. Alternatif: Başbakanın Başkanlığı Madde 91 (1) MGK; Başbakanın başkanlığında, Genelkurmay Başkanı, Başbakan yardımcıları, Adalet, Millî Savunma, İçişleri, Dışişleri bakanları ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanlarından oluşur. (4) MGK'nın gündemi, Genelkurmay Başkanının önerileri dikkate alınarak Başbakanca belirlenir. (5) MGK'nın görevleri ve işleyişine dair hususlar kanunla düzenlenir.
2. Alternatif: Cumhurbaşkanının Başkanlığı Madde 91 (1) MGK; Cumhurbaşkanının başkanlığında, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Başbakan yardımcıları, Adalet, Millî Savunma, İçişleri, Dışişleri bakanları, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanlarından oluşur. (4) MGK'nın gündemi; Başbakan ve Genelkurmay Başkanının önerileri dikkate alınarak Cumhurbaşkanınca belirlenir.
3. Alternatif: Madde 91- (1) Bakanlar Kuruluna millî güvenlikle ilgili kararların alınmasında ve koordinasyonun sağlanmasında yardımcı olmak üzere MGK kurulur.

Yükseköğretim Kurulu
Madde 101 (1) Öğretim elemanı yetiştirilmesini planlamak, üniversitelerce önerilen öğrenci kontenjanlarını onaylamak ve üniversiteler arasında koordinasyonu sağlamak amacıyla YÖK kurulur. (2) YÖK onbir üyeden oluşur. En az dördü farklı üniversite ve yükseköğretim kurumlarında görevli profesörler arasından olmak üzere, üyelerden altısı Bakanlar Kurulu tarafından seçilir. Üyelerden beşi ise farklı üniversite ve yükseköğretim kurumlarında görevli profesörler arasından kanun tarafından belirlenen usullere göre üniversitelerce seçilir. (3) YÖK üyelerinin görev süresi üç yıldır. Kurul, kendi üyeleri arasından üç yıl için bir Başkan seçer. Aynı kişi tekrar Başkan seçilemez.

Askerî yargı
Madde 111 (1) Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler, asker kişilerin askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri askerî suçlara ait davalara bakmakla görevlidir.

Üyelerin görev süresi
Madde 113 (1) Anayasa Mahkemesi üyeleri bir defaya mahsus olmak üzere ve dokuz yıl için seçilirler. Anayasa Mahkemesi üyeleri altmışbeş yaşını doldurunca emekliye ayrılırlar. (2) Anayasa Mahkemesi üyeliği, bir üyenin hâkimlik mesleğinden çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymesi halinde kendiliğinden; görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceğinin kesin olarak anlaşılması halinde ise, Anayasa Mahkemesi üye tamsayısının salt çoğunluğunun kararı ile sona erer.

Görev ve yetkileri
Madde 114 (1) Anayasa Mahkemesi kanunların ve kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımlarından Anayasaya uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından denetler. Yetki kanunları ve kanun hükmünde kararnameler üzerindeki denetim 68 inci maddenin birinci ve ikinci fıkralarına uygunlukla sınırlıdır. (2) Anayasa Mahkemesi Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya uygunluğunu öndenetim yoluyla denetler. (3) Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğu ile iki defa görüşülme şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır.

Anayasa Mahkemesi
Çalışma ve yargılama usulü
Madde 115 (1) En az onüç üye ile toplanır ve katılanların salt çoğunluğu ile karar verir. Anayasa değişikliklerinde iptale ve siyasî parti davalarında kapatmaya karar verilebilmesi için üye tamsayısının üçte iki oy çokluğu şarttır. (2) Şekil sakatlığına dayalı iptal davaları ile İçtüzüğe ilişkin öndenetim başvuruları Anayasa Mahkemesince öncelikle karara bağlanır. (3) Anayasa Mahkemesi, siyasî partilere ilişkin davalarda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından sonra ilgili siyasî partinin genel başkanının veya tayin edeceği bir vekilin savunmasını dinler. (4) Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usulleri kanunla; mahkemenin çalışma esasları ve üyeleri arasındaki işbölümü ise kendi yapacağı içtüzükle düzenlenir.

İptal davası
Madde 116 (1) Anayasa Mahkemesinde iptal davası açma yetkisi, Cumhurbaşkanına ve TBMM üye tamsayısının en az onda biri oranındaki milletvekillerine aittir. İptal davası açmaya yetkili olanlar ile Meclis Başkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün öndenetimini isteme yetkisine sahiptir. (2) Anayasa Mahkemesinde iptal davası açma yetkisi, iptali istenen kanun veya kanun hükmünde kararnamenin Resmî Gazetede yayınlanmasından başlayarak altmış gün; şekil sakatlığına dayanan davalarda ise on gün sonra düşer. İçtüzüğün öndenetimini isteme yetkisi, öndenetime konu olan hükmün Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edilmesinden başlayarak on gün sonra düşer.

İtiraz yolu
Madde 117 (1) Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasaya veya usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmalara aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddî olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır. (2) Mahkeme, Anayasaya aykırılık iddiasını ciddî görmezse bu iddia, temyiz merciince esas hükümle birlikte karara bağlanır. (3) Anayasa Mahkemesi, müracaatın kendisine gelişinden başlamak üzere beş ay içinde kararını açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse, mahkeme davayı yürürlükteki hükümlere göre sonuçlandırır. Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar açıklanırsa, mahkeme buna uymak zorundadır. (4) Şekil sakatlığı nedeniyle Anayasaya aykırılık itiraz yoluyla ileri sürülemez.

Yüce Divan
Madde 119- (1) Yüce Divan, Yargıtay Ceza Genel Kurulu Başkanının başkanlığında, Yargıtay Ceza Genel Kurulu üyeleri arasından seçilecek beş üye ile Anayasa Mahkemesinin kendi üyeleri arasından seçeceği beş üye olmak üzere onbir üyeden oluşur. (2) Yüce Divan, Cumhurbaşkanını, Meclis Başkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Genelkurmay Başkanını, kuvvet komutanlarını, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Sayıştay Başkan ve üyeleri ile Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı yargılar. (3) Yüce Divanda, savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekili yapar. (4) Yüce Divan kararlarına karşı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun seçeceği Yüce Divan üyesi olarak görev yapmayan yedi Ceza Dairesi Başkanı ile Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan üyeliği yapmayan üyeleri arasından seçilen yedi üyenin katılmasıyla oluşan Kurula itiraz edilebilir. Kurula Anayasa Mahkemesi Başkanı başkanlık eder. Bu Kurulun kararları kesindir.

Yargıtay
Madde 120 (1) Adlîye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adlî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.

Danıştay
Madde 121 (1) Danıştay, idarî mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idarî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar. (2) Danıştay, Başbakan tarafından gönderilen kanun tasarıları, kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri hakkında iki ay içinde düşüncesini bildirmek, idarî uyuşmazlıkları çözmek ve kanunla gösterilen diğer işleri yapmakla da görevlidir.

Askerî Yargıtay
Madde 122 (1) Askerî mahkemelerden verilen karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Ayrıca, asker kişilerin kanunla gösterilen belli davalarına ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.



  • ADNAN KESKİN
    ANKARA - Sivil anayasa taslağındaki temel gerekçe "otoriter ve devletçi felsefenin izlerini taşıyan 1982 anayasasının başlangıç kısmının tümüyle terk edilmesi, insan hakları, hukukun üstünlüğü demokrasi, laiklik ve çoğulculuk gibi evrensel değerlere vurgu yapılması, Atatürk'ün çağdaş uygarlık hedefine bağlılık" olarak açıklandı. Taslakta temel hak ve özgürlüklerin alanları genişletildi. Gerekçede laiklik ilkesine temel değer olarak yer verilmekle birlikte, cumhuriyetin en temel niteliğinin hukuk devleti olduğu vurgusu yapıldı.
    ATATÜRK VE LAİKLİK: Sivil anayasa taslağında toplumun bugüne kadar yoğun olarak tartışığı tüm anayasa maddeleri yeniden düzenlendi. Atatürk milliyetçiliğinin etnik köken çağrışımı yapan Türk milliyetçiliği kavramına göre daha kuşatıcı olduğu tespitine yer verilen taslakta, mevcut anayasanın 2. maddesindeki laiklik tanımından 'ne anlaşılması' gerektiği, anlatılırken 1982 anayasasının, bu konudaki gerekçesi de madde metnine ilave edilerek laiklik ilkesinin zayıflatıldığı eleştirileri karşılandı.
    TÜRKÇE SADECE RESMİ DİL: Anayasanın değiştirelemez maddeleri arasında yer alan 3. maddedeki Türkiye devletinin 'dili Türkçedir.' ibaresi yerine 'resmi dili Türkçedir' ibaresi önerildi.
    KÜRT SORUNA AÇILIM: Sivil anayasa taslağında Kürt sorununa açılım sağlayabilecek, gerekçelere de yer verildi. Mevcut anayasanın 3. maddesindeki 'Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür' şeklindeki ifadesinden vazgeçildi. Bunun yerine 'çeşitlilikte birlik' yaklaşımı önerildi. Üniter devlet yapısını hedef almadıkça her türlü siyasi düşünceye özgürlük tanınması gerektiğine yer verilen gerekçenin ilgili bölümü şöyle:
    "Bölünmez bütünlüğü düzenleyen birinci fıkra hükmü, Osmanlı Devletinin son dönemlerinden itibaren yaşanan siyasî gelişmelere doğal bir tepki olarak şekillenmiştir. 1876 Kanunu Esasîsinin ilk maddesi şu şekildeydi: "Devleti Osmaniye memalik ve kıtaatı hazırayı ve eyalatı mümtâzeyi muhtevi ve yekvücud olmakla hiç bir zamanda hiç bir sebeple tefrik kabul etmez." Devletin ülkesiyle bölünmez bütünlüğünü ifade eden bu hüküm, Cumhuriyet döneminde ulus-devletin inşasıyla birlikte milletin bütünlüğünü de içine alacak şekilde genişletilmiştir. Ancak, bölünmez bütünlük ilkesinin anayasal boyut kazanması 1961 Anayasasının "Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür" hükmüne yer veren 3'üncü maddesiyle başlamıştır.
    Benzer hükümler, bazı Avrupa ülkelerinin anayasalarında da bulunmaktadır. Örneğin Fransız Anayasasının 1 inci maddesine göre, "Fransa bölünmez, lâik, demokratik ve sosyal Cumhuriyet"tir. Aynı Anayasanın 5 inci maddesi, Fransa Başkanının görevlerinden birinin "toprak bütünlüğü"nü korumak olduğunu belirtmektedir. Aynı şekilde, İspanya Anayasasının 2'nci maddesi, İspanyolların ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün anayasanın temelini teşkil ettiğini vurgulamaktadır. "Anayasa, İspanyol Milletinin çözülmez birliği, bütün İspanyolların ortak ve bölünmez vatanı üzerine inşa edilmiştir; onu meydana getiren milliyetlerin ve bölgelerin özerklik hakkını ve aralarındaki dayanışmayı tanır ve güvence altına alır." Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10 uncu maddesinde "toprak bütünlüğü" ifade hürriyetini sınırlama sebepleri arasında sayılmıştır.
    Bölünmez bütünlük ilkesinin, Anayasanın özellikle 2'nci ve 10 uncu maddelerinde korunan temel ilke ve değerlerle bütünlük içinde yorumlanması gerekmektedir. Bu anlamda, bölünmez bütünlük ilkesi, ülkenin tarihsel ve sosyolojik gerçekliğinden kaynaklanan farklılıkları dışlama ya da bastırmanın gerekçesi olarak kullanılmamalıdır.
    Bilhassa "milletin bütünlüğü" kavramı, farklı sosyo-kültürel ve siyasî özelliklere sahip kişi ve grupların birliği ve bir arada yaşama iradesi olarak anlaşılmalıdır. Bu bağlamda, Avrupa Birliği anayasal düzeninin temel felsefesini belirleyen "çeşitlilikte birlik" anlayışı, bu maddenin yorumlanmasında yol gösterici olabilir. Şiddet ve baskıyı araçsallaştırarak ülkenin üniter yapısını bozmaya yönelmedikçe, her türlü siyasî görüş, program ve düşüncenin "çeşitlilikte birlik" çerçevesinde ifade edilebileceği açıktır. Bu durum, demokrasinin olmazsa olmaz şartı olan siyasî çoğulculuğun doğal sonucudur."
    OTORİTER DEVLETE HAYIR: Mevcut anayasanın devletin temel amaç ve görevleri başlıklı 5. maddesi "bireyi değil devleti esas alan otoriter ruhu yansıttığı" gerekçesi ile değiştirildi. Bunun yerine önerilen düzenleme şöyle gerekçelendirildi: "Oysa anayasal düzene hürriyetçi ve demokratik bir içerik kazandırmak için, devletin temel amacının bireyi ve onun haklarını korumak olduğu özellikle vurgulanmalıdır. Çağdaş demokratik anayasaların ve milletlerarası insan hakları belgelerinin de yer verdiği "insan haysiyeti", bireyin doğuştan insan olma sıfatıyla birtakım hak ve hürriyetlere sahip olmasının temelinde yatan bir değerdir. İnsanların bir araya gelerek oluşturdukları siyasal bir örgüt olan devletin aslî görevi, bu temel değeri ve ona yaslanan bireysel hak ve hürriyetleri korumaktır.
    Diğer yandan, devletin varlık nedenlerinden biri de bireylerin tek başına sağlayamayacakları güvenlik ve huzuru sağlamaktır. Güvenlik, huzur ve refahın sağlanması, bireyin temel hak ve hürriyetlerinin güvenceye alınacağı bir ortamın oluşturulması için ön şarttır. Anayasanın birey odaklı siyasî felsefesini de yansıtan bu madde, devlete hem temel hak ve hürriyetleri ihlâl etmeme anlamında negatif, hem de bunların kullanılmasını zorlaştıran engelleri kaldırma ve insanî gelişimin şartlarını hazırlama anlamında pozitif yükümlülük yüklemektedir."
    EGEMENLİKTE NETLİK: Tasarıda, egemenlikle ilgili mevcut anayasanın 6.maddesine açıklık getirilirken, bu hakkın 'yetkili organlar' gibi belirsiz güçlerce değil sadece yasama, yürütme ve yargı organları eliyle kullanılabileceğini düzenlendi. Egemenlik hakkına tek sınırlama ise taraf olunan, milletler arası anlaşmalar olarak gösterildi.
    14. MADDE BÖYLE AŞILDI: Anayasanın temel hak ve hürriyetleri, kötüye kullanma yasağını düzenleyen ve laiklikle ilgili temel maddelerden kabul edilen 14. maddesinde de değişikliğe gidildi. "Devletin ülkesi ile milletiyle bütünlüğünü bozmayı ve laik cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan, faaliyetler" madde metninden çıkarıldı. Yani bu gerekçelerle temel hak ve özgürlüklerin sınırlanamayacağı taslaktaki ilk öneri olarak yer aldı. Taslakta bir diğer öneri ise bu hükmün, korunabileceği kabul edildi. Yalnız bu öneride de "faaliyetler" ibaresi yerine, eylemler ibaresi tercih edildi.
    ZORUNLU DİN DERSİNE ELVEDA: Mevcut anayasanın laiklikle ilgili en çok tartışılan maddesi olan "din ve vicdan özgürlüğü" başlıklı 24. Maddesi de alternatifli olarak ve köklü değişikliklere tabi tutuldu. Önerilerde din ve ahlak öğretimi zorunlu olmkatan çıkarılırken, devlete de çocukların eğitim alanında ebeveynin dini ve felsefi inançlarını dikkate alma yükümlülüğü getirildi. Maddedeki siyasi amaçlı din istismarı yasağı da keyfi uygulamalara açık olduğu gerekçesiyle kaldırıldı. 24.Maddedeki değişiklik önerileri taslakta şöyle gerekçelendirildi: "Din hürriyeti, inanç ve ibadet hürriyetinden oluşur. İnanç hürriyetinin muhtevasında ise, birincisi, herkesin dilediği inanç ve kanaate sahip olabilmesi şeklinde olumlu, ikincisi de, dilerse hiçbir inanca sahip olmama şeklinde olumsuz, birbirinden farklı ve birbirini tamamlayan iki yön bulunmaktadır. İnanç hürriyeti sadece bireylere herhangi bir dine inanma hürriyetini tanımakla kalmaz, onlara inançlarının içeriğini ve niteliğini tamamen kendi kanaatlerine göre belirleme ve dilediği takdirde bunları değiştirebilme hakkını da verir. Devletin din kurallarının anlam ve içeriklerinin belirlenmesi ve yorumlanması konusunda hiçbir müdahalesi söz konusu olamaz. İbadet hürriyetine gelince, bu da kişinin inandığı dinin gerektirdiği bütün ibadetleri, âyin ve törenleri serbestçe yapabilmesi ve başkaları üzerinde cebir ve şiddet kullanmamak, genel ahlâka ve kamu düzenine aykırılık oluşturmamak şartıyla inancına göre yaşayabilmesini ifade eder.
    Bu düşünceler temelinde, din hürriyeti ile ilgili olarak 1982 Anayasasının 24'üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "14'üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir" hükmüne, gereksiz bir tekrar olduğu için yer verilmemiştir. 14'üncü maddede düzenlenen kötüye kullanma yasağı, tüm hakları kapsayan genel bir hüküm olduğu için, temel hak ve hürriyetleri düzenleyen maddelerde ayrıca belirtilmesine gerek yoktur. Kaldı ki, bu maddenin son fıkrası din hürriyeti için özel bir kötüye kullanma yasağı da içermektedir.
    Bu maddenin ikinci fıkrası din hürriyetinin mutlak, üçüncü fıkrası ise sınırlı boyutunu ifade etmektedir. "İbadet, dinî âyin ve törenler", Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde bu hak için öngörülen sınırlamalara tâbi kılınmıştır.
    Maddede yer verilen en önemli hükümlerden biri, Devlete çocukların eğitimi alanında ebeveynin dinî ve felsefî inançlarını dikkate alma yükümlülüğü getiren düzenlemedir. Bu hüküm, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ek 1 Nolu Protokolün 2 nci maddesine paralel olarak düzenlenmiştir.

    Alternatif 1
    Dördüncü fıkrada din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasından çıkarılarak, 1961 Anayasasında olduğu gibi din eğitimi ve öğretimi isteğe bırakılmıştır. Ancak, 1961 Anayasasından farklı olarak, devlete kişilerin ya da küçüklerin kanunî temsilcilerinin din eğitimi ve öğretimi konusundaki taleplerinin gereğini yerine getirme yükümlülüğü yüklenmiştir. Bu düzenleme, bir yandan 1982 Anayasasının 24 üncü maddesinde yer alan zorunluluğu ortadan kaldırması, diğer yandan da sadece bu eğitimden yararlanmak isteyenlerin talepte bulunmalarını gerektirmesi sebebiyle hem lâik düşünceyle, hem de hürriyetçi bir zihniyetle bağdaşmaktadır.

    Alternatif 2
    Dördüncü fıkrada, din kültürü ve ahlâk bilgisi öğretiminin, ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında bulunmasına yönelik düzenleme korunmakla birlikte, isteyenlerin bu derslerden muaf tutulacakları belirtilmiştir. Bu şekliyle, fıkra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesiyle de uyumlu hâle getirilmiştir. Zira Strasbourg organları, muaf tutulma yollarının açık olması ve derslerde "Devletin, ebeveynin dinî ve felsefî inançlarına saygı gösterilmediği değerlendirmesine fırsat verecek şekilde bir aşılama (endoktrinasyon) amacı gütmemesi" durumunda zorunlu din dersleri uygulamasını Sözleşmeye aykırı bulmamaktadırlar.
    Maddenin son fıkrasındaki istismar yasağı yeniden düzenlenerek, bu hürriyetin demokratik ve lâik anayasal düzeni dinî esaslara dayandırmaya yönelik eylemler şeklinde kullanılması yasaklanmıştır. Böylece, neyin "siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama" sayılayacağı gibi son derece belirsiz ve kişiye göre değişen ve uygulamada keyfîliğe yol açabilecek bir sınırlama sebebi kaldırılmıştır"
    PARTİ KAPATMAK ZOR: Taslakta siyasi partilerin kapatılmalarını zorlaştıran düzenlemelerde yer verilirken, parti program ve tüzüğünün bölünmez bütünlüğe ve laikliğe aykırı olması halinde, Anayasa Mahkemesine doğrudan dava açmak yerine, öncelikle partilere ihtar verilmesi esası getirildi. Böylece partilerin "odak" olmasının şartları dolayısıyla kapatılma şartları ağırlaştırılmış oldu. Partilerin kapatılmasına neden olan mensuplar için öngörülen yaptırımlarda, hafifletildi. Partilerin mali denetimi de Anayasa Mahkemesi'nde alınarak Sayıştay'a verildi.
    LİSE MEZUNU CUMHURBAŞKANI: Cumhurbaşkanı 5'er yıllık ancak azami 2 dönem için ve halk tarafından seçilmesi yöntemi getiren taslakta, cumhurbaşkanı seçilmek için yüksek öğrenim şartı kaldırıldı. Aynı alternatif öneride cumhurbaşkanı adayların yirmi milletvekilinden başka ikiyüzbin seçmen tarafından da gösterilmesi benimsendi.
    MGK'YA YENİ DÜZEN, JANDARMA YOK: İstişari bir organ olmaktan çıkarılan MGK ile ilgili kapsamlı değişiklik önerileri taslağa girdi. Taslakta MGK'nın, Başbakanın başkanlığında toplanması önerilirken, Jandarma Genel Komutanı'nın kurul üyeliğini son verilmesi öneriside alternatif olarak yer aldı. Üçüncü alternatifte ise MGK'nın yapısının görev ve işleyişine dair hususların kanunlar düzenlenmesi, böylece kısmen anayasa dışına çıkarılması önerildi.
    GENELKURMAY BAŞKANINA YÜCE DİVAN: Anayasa Mahkemesi ve Yüce Divan'ın oluşumu ve Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu yapısı tümden değiştirilirken, ilk kez Yüce Divan'da yargılanacaklar arasına TBMM Başkanı, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları eklendi.
    DEVRİM KANUNLARINA KORUMA SÜRÜYOR: Sivil anayasada rejim tartışmaları açısından çok önemli görülen ve bugüne kadar ihlal edildiği savunulan ve üzerinde tartışılan ve aralarında Tevhid-i Tedrisat kanunun da bulunduğu "İnkılap Kanunlarının", korunması başlıklı 174. Maddesindeki düzenleme aynen korunuyor.
    DARBECİLERE YARGI: 1982 Anayasasının 12 Eylül darbesini gerçekleştiren komutanların o dönem ki karar ve işlemlerinde sorumlu tutulamayacakları ve yargılanamayacaklarının düzenleyen geçici 15. Madde değil tüm geçici maddeler de kaldırıldı.
    ZORUNLU ASKERLİĞE DEVAM: Temel olarak devlet otoritesi yerine insan hak ve özgürlükleri hukuk devletini eksen aldığı gerekçeleriyle hazırlanan ve "Sivil Anayasa" olarak sunulan taslakta bu adlandırmaya tezat oluşturacak düzenlemeler de yer alıyor. Bunlar arasında en dikkat çeken düzenleme ise "zorunlu askerlik" maddesi. Mevcut anayasanın 72. maddesi "vatan hizmeti" başlığını taşıyor ve "vatan hizmeti, her Türk'ün hakkı ve ödevidir. Bu hizmetin Silahlı Kuvvetlerde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getireleceği ve getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir" hükmünü içeriyor. Dolayısıyla cumhuriyet tarihi boyunca, bugün de askerlik hizmeti, zorunlu bir hizmet olarak kabul ediliyor. Yalnız insan hakları gelişimine paralel olarak hem dünyada hem Türkiye'de zorunlu askerlik uygulamasının bir hak ihlali olduğu yolunda güçlü görüşler bulunuyor. Demokratikleşme çabalarında zorunlu askerlik hizmetine son verilmesi hedefler arasında sayılıyordu.
    Ancak sivil anayasa taslağında bu yöndeki taleplere sıcak yaklaşılmadı. Ve zorunlu askerlik düzenlemesi korundu.
    GENELKURMAY BAKANLIĞA BAĞLANMADI: Aynı şekilde askerin siyaset üzerindeki etkisini azaltmak için Genelkurmay Başkanlığı'nın Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanması önerisi de taslakta yer almayan düzenlemelerden biri oldu.
    YENİ GEÇİCİ MADDELER: Mevcut anayasadaki tümü geçici maddeler kaldırılmakla birlikte yeni bazı geçici maddeler de yer veriliyor. Bunlar arasında bundan sonraki ilk milletvekili ve yerel seçimlerin ne zaman yapılacağına ilişkin madde ile üye yapıları ve görevleri yeniden düzenlenen Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay,YÖK, HSYK üyelerinin hangi sürede görevde kalacaklarına ilişkin düzenlemelerde geçici maddeler arasında yer alıyor.

    Yeni haklar
    Sivil anayasa taslağında ilk kez bazı temel haklarda anayasayla düzenlendi. Bunların arasında Bilgi Edinme Hakkı, ilk kez dilekçe ve başvuru hakkını yanına anayasal bir hak olarak eklendi.
    KİŞİSEL BİLGİLERE SAYGI: Mevcut anayasada özel hayatın gizliliği ve bunun korunması, 20. madde düzenleniyordu. Ancak taslakta bu konuda "Kişisel bilgilerin korunması" başlığıyla ve bağımsız bir hak olarak şöyle düzenlendi:"Madde 20- (1) Herkes, kendisiyle ilgili kişisel bilgi ve verilerin korunması hakkına sahiptir. (2) Bu bilgiler, ancak kişinin açık rızasına veya kanunla öngörülen meşru bir sebebe dayalı olarak kullanılabilir. Herkes, kendisi hakkında toplanmış olan veya kayıtlarda yer alan bilgilere erişme, bunlarda düzeltme yaptırma ve bu bilgilerin amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenme hakkına sahiptir"
    ÇOCUK HAKLARI: Taslakta ilk kez bağımsız olarak yer verilen haklardan birisi de çocuklarla ilgili: "Madde 44- (1) Her çocuk, kendi iyiliği için gereken himaye ve bakımdan yararlanma hakkına sahiptir. Çocuklar görüşlerini serbestçe açıklayabilir ve bu görüşleri kendilerini ilgilendiren konularda, yaşlarına ve olgunluklarına göre dikkate alınır. (2) Kamu veya özel kurum ve kuruluşlarca çocuklarla ilgili olarak yapılan eylem ve işlemlerde, çocuğun azamî iyiliği gözetilir. (3) Her çocuk, kendi menfaatine açıkça ters düşmedikçe, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir"
    YAŞAMA HAKKI: Anayasada ilk kez bağımsız olarak düzenlenen haklar arasında yaşama hakkı da şöyle düzenlendi, ve OHAL ve Sıkıyönetim dönemlerinde emirle adam öldürme yetkisine son verildi: "Madde 15 (1) Herkes yaşama hakkına sahiptir. (2) Meşru müdafaa, yakalama veya tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, ayaklanma veya isyanın bastırılması hallerinde silâh kullanmanın kanunen zorunluluk haline gelmesi sonucunda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır"
    İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE YASAĞI: Mevcut anayasada kimseye işkence ve eziyet edilemeyeceği 17.madde de ancak, sadece bir fıkra olarak düzenlenirken, bu yasak taslakta ilk kez bir bağımsız madde olarak ve şöyle düzenlendi: "Madde 16- (1) Kimseye işkence ve kötü muamele yapılamaz. Kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz. (2) Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; kimse rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz"
    MASUMİYET: Anayasada basın özgürlüğü ile ilgili düzenleme içine, soruşturma aşamasında içinde kimliklerin açıklanarak haksız yere mağdur edilmelerini önlemek amacıyla "masumiyet karinesinin ihlaline yönelik yayın yapılamaz" hükmü ilk kez eklendi.



    Çevreye ayrı bölüm ve çocuk hakları geldi
    ANKARA - 'Sivil anayasa' taslağı metni hazırlayan Bilim Kurulu ile AKP Anayasa Komisyonu'nun ortak toplantısı öncesinde basına sızdı.
    'Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Önerisi' olarak adlandırılan taslağın girişinde çalışmanın 8 Haziran 2007 günü Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Prof. Dr. Ergun Özbudun'dan talebi üzerine hazırlandığı belirtiliyor. Girişte ayrıca taslakla ilgili 2 Ağustos 2007 günü Erdoğan'a sunuşu yapıldığı ve metnin 29 Ağustos 2007'de AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat'a teslim edildiği kaydediliyor.

    Romen rakamları yok
    Taslak yürülükteki Anayasa'dan sadece içerik açısından değil, biçimsel açıdan da büyük farklılıklar gösteriyor. Taslağın son bölümünde bu değişiklikler şöyle anlatılıyor:

  • 1982 Anayasası'ndaki romen rakamlarının neden olduğu karmaşıklığın ortadan kaldırılması için 'KISIM', 'BÖLÜM' ve 'ALT BÖLÜM' gibi başlıklar kullanıldı.
  • Atıflardaki muğlaklığı kaldırmak için maddelerin fıkra ve bentleri numaralandırıldı. Bu sayede Avrupa ülkelerinde uygulanmakta olan sistemle uyum sağlandı.
  • Hak ve hürriyetler; 'kişinin hakları ve hürriyetleri', 'siyasî haklar ve ödevler' ve 'sosyal ve ekonomik haklar' şeklinde ayrıldı.

    Çevreye ayrı bölüm
  • Çevre ve doğal kaynaklar konusu 'Çevrenin Korunması ve Milli Servetlere İlişkin Hükümler' şeklinde özel bir kısım olarak düzenlendi.

    'Ödevler' çıkarıldı
  • Otoriter ve devletçi felsefenin izlerini taşıyan 1982 Anayasası'nın 'Başlangıç' kısmı tümüyle kalktı.
  • 'Dili Türkçedir' ifadesinin başına 'Resmi' ifadesi getirildi.
  • Yargı yetkisi ve görevinden söz edildi. Bu konuda 'bağımsızlık' ve 'tarafsızlık' prensibine yer verildi.
  • Temel hakların korunmasının 'kural', sınırlanmasının 'istisna' olduğunu göstermek için 'ödevler' kelimesi çıkarıldı, 'temel hak ve hürriyetlerin kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiği' hükmüne yer verilmedi.
  • Temel hak ve hürriyetleri kötüye kullanma yasağının, ifade özgürlüğünü keyfi şekilde sınırlandırmasın diye 'faaliyetler' ibaresi yerine 'eylemler' ibaresi konuldu.
  • 'Kişisel bilgilerin korunması hakkı' ilk kez anayasaya girdi.
  • Haberleşme hürriyetini sınırlamada 'İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir' hükmü çıkarıldı.
  • 1982 Anayasasının 24. maddesinin son fıkrasında 'din ve vicdan hürriyeti' için öngörülen özel 'kötüye kullanma' (din istismarı) yasağı, sübjektif ve keyfi değerlendirmelere açık unsurlardan arındırıldı.

    İfadeye BM kriteri
  • Birleşmiş Milletler ikiz sözleşmelerindeki 'savaş kışkırtıcılığının engellenmesi, ayrımcılık, düşmanlık veya kin ve nefret savunuculuğunun önlenmesi' sebepleri, ifade hürriyetinin sınırları arasında sayıldı.
  • Basın özgürlüğü için 'Tedbir yoluyla dağıtımın önlenmesi' usulüne son verildi. Soruşturma ve kovuşturma aşamalarında kişilerin kimlikleri açıklanmasın diye 'masumiyet karinesinin ihlaline yönelik yayın yapılamaz' hükmü getirildi.
  • Adil yargılanma hakkı anayasal hak oldu. Hak arama hürriyeti çerçevesinde 'kanuni hâkim' ilkesi yerine, 'tabii hâkim' ilkesi geldi.
  • 'Türk vatandaşlığı' kenar başlığı 'vatandaşlık' olarak değiştirildi. 'Türk devleti' yerine, Türkiye Cumhuriyeti'ni ifade etmek üzere 'Devlet' kelimesi tercih edildi. 'Türk devleti' ifadesi yerine, 'Türkiye Cumhuriyeti' ifadesi benimsendi. 'Türk' kelimesinin etnik bir kümeye referans içermediğine açıklık kazandırmak amacıyla, 1924 Anayasası'nın formülasyonuyla, 'Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkese, din ve ırk farkı gözetilmeksizin Türk denir' tanımına yer verildi.
  • Yüksek öğretim elemanlarına siyaset serbestisi genişletildi.

    Parti kapatmak zor
  • Partilerin kapatılması zorlaştırıldı. Partilerin 'odak' olmasının şartları ağırlaştırıldı. Anayasa Mahkemesinin parti kapatabilmesi üye tamsayısının üçte ikisinin oyuna bağlandı. Partilerin mali denetimi, Anayasa Mahkemesi yerine Sayıştaya bırakıldı.
  • Bilgi edinme, anayasal hak.
  • Çocuk hakları, ilk kez anayasal güvenceye kavuşturuldu.
  • Eğitim ve öğrenim hakkı konusunda 61 anayasında bulunmayan ancak 1982'de konulan kısıtlayıcı unsurlar çıkarıldı. Kılık-kıyafet 'bireysel hayat tarzının bir ifadesi' olarak nitelendirilerek eğitim hakkından yararlanmaya engel olamayacağı kayıt altına alındı.
  • TBMM ve yerel seçimleri dört yıla indirildi.
  • Milletvekili andındaki 'toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden' ibaresi madde metninden çıkarıldı. 'İnsan hakları', milletvekillerinin üzerine and içecekleri değerler arasında sayıldı.
  • Suçüstü hali ile zimmet, ihtilas ve irtikap gibi yüz kızartıcı suçlar dokunulmazlık kapsamı dışında bırakıldı. Milletvekillerinin dokunulmazlıktan feragat edebilmelerine imkân sağlandı. Dokunulmazlığı kaldırılan veya dokunulmazlıktan feragat eden milletvekillerinin yargılanmalarının tutuksuz ve yasama çalışmaları engellenmeyecek şekilde yürütüleceği hükme bağlandı. Vekiller hakkındaki ceza davalarının Yargıtayda görüleceği belirtildi.

    Köşkün yetkisi Meclis'e
  • Cumhurbaşkanınca TBMM'ye tekrar görüşülmek üzere geri gönderilen kanunun Meclis tarafından aynen kabul edilirse kanunun Cumhurbaşkanınca üç gün içinde yayınlanması esası kabul edildi. TBMM Başkanı'na Cumhurbaşkanının onbeş gün içinde geri göndermediği veya yayınlamadığı kanunları yayınlama hakkı verildi.
  • Başkomutan'ın TBMM kapalıykan TSK'nın kullanılmasına karar vermesi Başbakanın teklifi şartına bağlandı.
  • TBMM'nin toplantı yeter sayısı, her tür toplantı için üye tamsayısının üçte biri (184) olarak belirlendi.
  • Gensoru oylamalarında Bakanlar Kurulunun düşürülmesi konusunda 'yapıcı güvensizlik' ilkesi getirildi. Bakanlar Kurulunun düşürülmesi, TBMM'nin üye tamsayısının salt çoğunluğuyla yeni bir Başbakan adayı seçmesi şartına bağlandı.

    Cumhurbaşkanına zırh
  • Cumhurbaşkanının Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları, bir daha görüşülmek üzere TBMM'ye geri gönderme yetkisi kaldırıldı.
  • Cumhurbaşkanının yetkileri, parlamenter rejim ilkeleri, yetki ve sorumluluğun paralelliği kuralı ve 1961 Anayasasınca benimsenen sistem esas alınarak düzenlendi.
  • Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler yargı denetimine açıldı ve Cumhurbaşkanının kişisel suçlarından dolayı yasama dokunulmazlığı hükümlerine tâbi olacağı hükme bağlandı.
  • Adalet, İçişleri ve Ulaştırma bakanlarının seçim öncesinde çekilmesine ve yerlerine bağımsız kişilerin atanmasına dair hüküm kaldırıldı.
  • Bakanlar Kurulunun tüzük çıkarma yetkisi kaldırıldı.

    MGK'da jandarma yok
  • Milli Güvenlik Kurulunun Başbakanın başkanlığında toplanması, Jandarma Genel Komutanının Kurul üyeliğinden çıkarılması ve Kurul gündeminin Başbakan tarafından belirlenmesi kabul edildi.
  • 1982 Anayasasında yargı denetimi dışında tutulan Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler, Yüksek Askeri Şura ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararlarına karşı yargı yolu açık bırakıldı.
  • İstisnasız, bütün kamu görevlileri hakkında verilen disiplin kararları yargı denetimine açık tutuldu.
  • Rektörlerin doğrudan doğruya öğretim üyelerince seçilmesi esası benimsendi. YÖK'ün yetkisi koordinasyon ve planlama ile sınırlandı. Üyelerinin seçimi ve görev süreleri yeniden düzenlendi.
  • Adalet Bakanının HSYK başkanı ve üyesi olmasına son verildi. Kurulun seçimle gelen onaltı üyesinden beşinin TBMM tarafından beşinin Yargıtay ve Danıştay genel kurullarınca ve altısının da birinci dereceye ayrılmış adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarınca seçilmesi esası benimsendi. Üyeleri 4 yıl görev yapabilecek olan Kurul kararları yargı denetimine açıldı.

    Sivile askeri yargı yok
  • Sivillerin Askeri mahkemelerde yargılanmasının önüne geçildi.
  • Anayasa Mahkemesi 8'i TBMM, 4'ü Yargıtay, 4'ü Danıştay ve biri de Sayıştay tarafından seçilecek 17 üyeden oluşacak. Üyelik süresi dokuz yılla sınırlandırıldı. İptal davası açma yetkisi, sadece Cumhurbaşkanına ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda biri oranındaki milletvekillerine tanındı.
  • Yüce Divan, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'dan seçilecek üyelerden oluşan mahkeme olarak yeniden düzenlendi.
  • Yargıtay ve Danıştay üyeliği dokuz yılla sınırlandırıldı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile Başsavcıvekilini seçme yetkisi Cumhurbaşkanından alınarak Yargıtay üyelerine bırakıldı.
  • Askeri Yargıtay üyelerinin Cumhurbaşkanınca seçilmesi esası terk edildi. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaldırıldı.
  • Sayıştay, yüksek mahkeme olarak kabul edildi. Kamu kaynağı kullanan tüm kurumlar Sayıştay denetimine tabi oldu.
  • Oy kullanacağınız yeri internetten öğrenin

    21/7/2007 · Kategori: Haber

    Oy kullanacağınız yeri internetten öğrenin

    22 Temmuz’da seçmenler, nerede ve hangi sandıkta oy kullanabileceklerini Yüksek Seçim Kurulu’nun resmi sitesi www.ysk.gov.tr’den öğrenebilecekler.
    NTV-MSNBC

    Güncelleme: 18:43 TSİ 11 Mayıs 2007 Cuma

    İSTANBUL - Yüksek Seçim Kurulu’nun resmi sitesindeki hazırlıklar tamamlandığında seçmenler siteye girerek nerede oy kullanılabileceği bilgisine ulaşabilecek.

     

    Yüksek Seçim Kurulu’nun resmi sitesi www.ysk.gov.tr’ye girilerek ‘nerede oy kullanacağım’ bölümü tıklandığında;

    * T.C kimlik no ile sorgulama
    * Seçmen no ile sorgulama
    * Kimlik no ile bilgileri sorgulama

    başlıklarına ilgili bilgiler girilerek, hangi sandıkta ve nerede oy kullanılabileceği öğrenilebilecek. Şu anda yalnızca seçmen numarası ve ikametgah bilgilerine ulaşılabiliyor. Hazırlıklar tamamlandığında siteye girerek nerede oy kullanılabileceği öğrenilebilecek.

    Oy atacağınız yeri öğrenmek için tıklayın

    YSK’nın resmi sitesini incelemek için tıklayın

    BİR KEZ DAHA LANETLENDİ

    2/7/2007 · Kategori: Haber

    BİR KEZ DAHA LANETLENDİ

    'Madımak kıyımı ibret olmalı'

    ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Sıvas katliamının 13. yıldönümünde, çeşitli sivil toplum kuruluşları ve siyasi partiler mesaj yayımlayarak, Madımak olayının acısının hâlâ tazeliğini koruduğunu bildirdi. Yayımlanan mesajlar şöyle:

    CHP Genel Sekreteri Önder Sav: Aradan 13 yıl geçmiş olmasına karşın Sıvas katliamı belleklerde acısını ve tazeliğini koruyor. Failler, yargı önüne çıkarılan 124 kişi ile sınırlı değildir. Yargılananlar, kaçıp yargılanamayanlar, ceza alanlar ve sonradan bir bir salıverilenler, buzdağının görünen kesimidir. Suyun altında kalanlar, görünmeyenler ya da görünmediklerini sananlar arasında, sanıkları azmettiren kimi siyasetçiler, yöneticiler, yazılı ve görüntülü basın yayın organlarının temsilcileri vardır. Ulusu ümmet yapma çabalarının, dini siyasete alet etme heveslerinin yıkılması ve benzer olayları düşünenlere uygulanacak yaptırımların netleşmesi açısından, Sıvas olayları bir ibret dersi olmalıdır.

    DSP Genel Başkanı Zeki Sezer: Bağnazlık, hoşgörüsüzlük, ayrımcılık, din istismarı, baskı ve zulüm her zaman acı olaylara yol açıyor. Ama ne yazık ki ülkemizde hâlâ inanç ve köken ayrımcılığı yapılarak ve yeni azınlıklar yaratılarak vatandaşlarımız kamplara bölünmeye çalışılıyor. Bu çabaların büyük bölümünün de halen iktidarda bulunanlar ve uzantıları tarafından sürdürüldüğü açıktır.

    SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın: 2 Temmuz 1993'te tarihin en barbar ve korkunç saldırılarından birine tanıklık ettik. İnsanı utandıran, insanı susturan ve insanı yok eden bir katliamı gördük. Bu olayın acısını çekenleri, utanç duyanları, tüm Sıvaslıları ve tüm yurttaşlarımızı, Alevi Bektaşi Federasyonu'nun geçen yıl başlattığı 'Madımak Müze Yapılsın' kampanyasına destek vermeye çağırıyorum.

    Demokratik Toplum Partisi: 2 Temmuz'da vahşice yakılan canları saygıyla anarken, 'Madımak müze olsun' kampanyasını desteklediğimizi de bir kez daha yineliyoruz. İnsanların yakılarak katledildiği bir mekânı et lokantası olarak işletmek bir insanlık ayıbıdır.

    Türkiye İnsan Hakları Kurumu Başkanı Vecihi Timuroğlu: 2 Temmuz 1993'te Sıvas'ta sergilenen şeriatçı ayaklanma Cumhuriyetin kuruluşuyla başlayan ve sömürgeci devletlerce desteklenen karşı-devrim kalkışımlarından biridir. Şeyh Sait ve Menemen ayaklanmalarının devamıdır Madımak yangını. 2 Temmuz Sıvas aydın kırımının arkasındaki sömürgeci parmağından daha korkunç olan, Türkiye'de şeriatçıları koruyan bir iktidarın olmasıdır. 2 Temmuz Sıvas aydın kırımı incelendiğinde Atatürk Cumhuriyeti'ni İslam devletine dönüştürmeye çalışan ABD'nin yönlendirdiği geri iktidarlarla, köktendinci İslam şeriatçılarının ortaklığı görülür.

    KESK: Sıvas katliamı sayıları yarım milyonu aşan işçilerin, toplusözleşme görüşmelerinin tıkandığı ve kamu emekçilerinin grevli-toplusözleşmeli sendika hakkı için eylemlerini yaygınlaştırdıkları bir süreçte gerçekleşmişti. Ülkemizde her krizin faturası emekçi halka çıkarıldığı gibi acıları da halkımız yaşamaktadır. Bir kez daha ve yüksek sesle Sıvas katliamını kınıyoruz.

    Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan: Mustafa Kemal Atatürk 'ün açtığı çağdaşlaşma yolunda yılmadan yürümeye kararlı ulusumuzun adına, aydınlanma ve laiklik karşıtı bu ve benzeri saldırıları, din sömürüsü yoluyla siyaset yaparak yurttaşları birbirine düşürenleri, sergilenen çağdışı görüntüleri şiddetle kınıyor, şiddetin hiçbir türünün bir daha asla yaşanmaması için herkesin bilinçlenmesi ve çaba göstermesi gerektiğini belirtiyor, ''Toplumu silahtan soğutmayalım'' diyenlerin yaşanacak şiddet olaylarının sorumluluğundan tarih önünde kurtulamayacağını anımsatıyoruz.